Mavi peri pinokyo her yalan söylediğinde burnunu uzatcağına tahtadan çükünü koparsaydı pinokyo yalan söylemezdi

21 Nisan 2008 Pazartesi

Şehir Dışına Gittim Dönecem!

Bloguma notumu yazayımda sonra öldüğümü sanmasın kimse. Bir yer var gittiğim adı İstanbul olmasına İstanbul ama gittiğim zat-i muhterem yerde internet denen zımbırtı yok. Cepten ms'e bağlanıyorsun geri kalanı hayal gücüne kalıyor.

İstanbul'a gittim dönerim.
Dükkan şimdilik kapalı.
Bana iyi yolculuklar size güzel bloglu günler dilerim.

ZODYAKTA BOKUYLA OYNAYAN KIZ :p

19 Nisan 2008 Cumartesi

Nasıl Yani?

İnsan garip bir varlık. Hastalıklı ve alabildiğine salak. İlk doğduğu andan itibaren hebele hübele konuşmaya başlayınca standart soruları ortaya çıkıyor.

NEDEN?

O NE?

yaş ilerleyip sevişme çağına gelince altın soru varlığını gösteriyor

NASIL YANİ?

Zamanında epey sorduğum bu salak soruya elbette cevap asla alamadım.

Gencim böyle yaşım 19 falan bir çocuğu sevmişim. Çocuk genç güzel hebele hübele bir şey. Gümbür gümbür aşk yaşıyoruz. Nasıl bir gaza gelmişsek rock bir barda sarmaş dolaş şarkı dinliyoruz. Öyle iğrenç vıcık vıcık bir durum. Sonra el ele romantizim tavanken adam sana demesin mi.

"Zodyakta bokuyla oynayan kız biliyor musun o şarkı eski sevgilimle şarkımızdı"

hönkkk!!! nasssı yani???

İçten gelen ses ise: ya ya anlayışlıyız dedik çıkar bokunu şarkısısıymış afferim sana

Durmak bilmez gazla erkek devam eder

"biliyor musun sen biraz ona benziyorsun"

hebele hübele nassı nassı yanii???

içten gelen ses: nerde benim siyanürüm?

altın vuruşa ramak kala bomba patlar

"ama onun boyu senden daha uzun"

nassı yaaaaaaaaa!!!!

içten gelen ses: bende seni seviyorum meleğen hühühüh.


Hayat seneler sonra bana nasıl yani demeyi bir daha öğretti.

Dolmuşta aşağı inerken adamın biri hüüüppp diye içine çekmek istediğini söyledi. Öyle piss baktım ki. Adam pardon abla ben oturan kıza demiştim dedi ya helal olsun dikkatli azimli ve kararlı sapığa. Eee benide beğenmedi ya alacağıda olsun.

Ehhh bir daha diyesim geldi.

Nasıl yani??????

17 Nisan 2008 Perşembe

TEDAŞ GURURLA SUNAR


BİR EV...


BİR AİLE...




VE BİR ELEKTRİK KESİNTİSİ...


Saatler henüz akşam 8 olmuştu. Babam koltuğuna kurulup en sevdiği TV programı bez bebeği izliyordu. Ve sırf bu yüzden ofisi erken bile kapatmıştı. Bu sırada ben ve masum küçük kardeşim masayı hazırlıyorduk.

Babamın eve getirdiği mevsiminden önce açan erikleri katır kutur yerken bir yandan ailecek meşk ediyor ablam Pucca'nın eve gelmesini bekliyorduk. Sofrada bir kişi eksik yemek yiyemezdik.

Bu heyecanımıza eşlik eden ablamda sevinçle sofraya tabak getiriyor bir yandan küçük kardeşime "Dersanen nasıl geçti lan adam gibi test çözdün mü, öss de karı kız sormayacaklar" diyerek kardeşimi kızdıyordu.

O sıra etraf karardı. Ani bir sesle elektrikler gitmiş soframız karanlığa bürünmüştü. Korku dolu bakışlarla etrafta mum arayan küçük kardeşime dert yanan babamın feryadı duyuldu "Dizininde en heyecanlı yeriydi ya olmaz ki"

Evet dizinin en heyecanlı yeriydi Bez Bebek Nana Jokerin hain tuzağına düşmüş ve Joker nanayı kontrolü altına almış. Nana'ya "Hakan seni öpmek istiyorum" dedirtiyordu. Tam Nana Hakan'ı öpecekken gitmişti elektrik.

Pozitif düşüncenin gıpta ettiği ablam "10 dakkaya gelir yav ne var bunda" diye bize moral vermeye çalışıyor biz ise Nana'nın Hakan'ı öpüp öpemediği konusunda meraktan tırnaklarımızı yiyorduk.

Aradan uzun bir kaç saat geçti. Hepimiz korku dolu gözlerle bir birimize baktık. Kısa çubuk bana çıkmıştı. Telefon ahizesini kaldırdım. 186'yı çevirdim. Bir kaç uzun çalıştan sonra telefonun ucunda ki yetkiliden ses geldi

-Eleğğğtiriğğğ ağrıızaaa büüyrüüün

-İyi akşamlar elektrik arıza öyle mi?

-Öyle abla büyüüür

-Elektirik yok! yok! yok!

-Hee biliom arkadaşlar geldi bakıp yapacaklar

Ahizeyi usulca kapatıp babama baktım. Bu bakışımdan tedirgin olan babam başını öne eğerek elini alnına attı. "Yetişmeyecek değil mi?" diye sordu. İki dudağımdan umut dolu kelimelerin çıkmasını bekliyordu. Ben ise onun güçlü olmasını istiyordum. "Cumartesi tekrarı oynar metin ol" dedim.

Artık herşey anlaşılmıştı elektrik çok sonra gelecekti. Kimsenin umudu bitmesin diye mutfaktan meyva tabağı getirip telefonumdan güzel şarkılar açtım. Anethama çalıyordu One Last Goodbye. Herkesin gözüne ufacık yaş gelmişti. Çünkü One last goodbye şarkısının içinde ufak bir mesaj vardı.

Derken elektrik geldi. Bilgisayarımı falan açtım ay dedim oda ne mailler dolmuşta taşmış. Bu sevincim 10 dakika sürdü ve yeniden kesildi elektrik. Sabah olunca herkes uyuya kaldığını faketti. Ve hala elektrik gelmemişti!

O an kapı yumruklandı tak tak tak! Kapıda ki genç delikanlı bir çocuktu.

-Kime baktınız. dedim.

-Hala yok mu? dedi.

O an onun kim olduğunu hemen anlamıştım. Yıkılmadığımı göstermek için

-Yok fön makinemde yanmış. dedim

-Metin olup bütün fişleri çekin. dedi

-Peki modem sizce yanmış mıdır? dedim

Kafasını öne eğerek güçsüz bir sesle "Bilmiyorum dilerim yanmamıştır" dedi.

Ve çıkıp karşımızda alev saçan direğe çıktı. O güçlü kollarıyla elektiriğe hükmetmeğe korkusuzca mahallemize elektrik vermeye yemin etmişti.

Hepimiz pencerelerden bu elektrikle oynayan kahramanı izliyorduk. Her an her şey olabilirdi. O an kafasını usulca çeviren adam gülümsedi. Ve şak elektrikler geldi. Hemen modeme baktım sağlamdı.


SENİ SEVİYORUZ TEDAŞ İYİ Kİ VARSIN

24 SAAT KESİK BIRAKSANDA ELEKTRİĞİMİZİ İYİ Kİ VARSIN!

Ev hanımı olunmaz Ev hanımı doğulur


Yaklaşık bir haftadır valiz hazırlamak için babama bahaneler uydurup ofise gitmiyorum. Ay gitmeden önce mutfağı halledeyim yok gitmeden önce bahar temizliği yapayım bilmem ne de bilmem ne. Genelde süslü püslü bir insan olduğum için şu son hallerime epey şaşıranlar oldu olmadı değil.

Gönül istiyor ki siyah dar eteğimin üzerine beyaz gömleği çekip altına topuklu ayakkabılarımı giyip bir topuzla ortalıkta gezmek. Soranlara ayol iş hanımıyım ben boru mu demek istesede son bir haftadır gerçek olan pijamalarım dağınık saçlarım pofuduk terliklerim ve doymak bilmez iştahımla tek kankam olan Serap abla.

Hayat aslında böyle çok güzel. (Yemin ederim yaaa)

Gece sabaha kadar bilgisayar başında blograzzide falan geçirdikten sonra öğlen uyanıp.

Hadi zodyakta bokuyla oynayan kız bak hava miss gibi camları silip ütüyü bitirde valiz hazırla bak Pazartesiye bir şey kalmamış diyorum.

Cam silimi bezimi elime alıp saç bandımı kafama takıp camları tam silecekken oda nesi aaaa Serap ablamın programı başlamış.

Ay diyorum daha vakit erken şunu izleyeyim bitsin yaparım. Böreğimi çöreğimi kahvemi alıp kuruluyorum TV'nin başına. Olan oluyor program bitiyor çok keyifli bir program diyorum ayy bide kendi kendime yorum yapmam mı?

Neden sokakta arkadaşlarımın arasında bu programları kötülüyorum ki? Bal gibide izliyorum! Hemde severek. Müdavimiyim hassstanımmm Serap ablammm benim diyerek diğer kanalı çeviriyorum ana oda nesi Bez bebek diye bir dizi varmış. Böyle sihirli mihirli abidik gubidik bir şey. Aaa diyorum çok enteresan bir göz atayım o zamana dek şu camları sileceğim suda kaynar.

Hem suyu niye kaynatıyorsam. İşte amaç temizliği kaynatmak!

Gel zaman git zaman bez bebek bitiyor üstüne Avrupa yakasının tekrarları oynuyor. İyide çarşambaları benim vaktim olmuyordu izlemeye aaa Yaprak dökümü izlemekten vakitmi kalırmış avrupa yakasına. Hemen kaçırdığım bölümü izleyip tüh zamanda geçiyor camlar yarına kalsında şu yemeği yetiştireyim diyorum oda nesi Arka Sokaklar oynuyor. Ortasına mı sonuna mı ne gelmiş. Olay ilginç ama merak ediyor insan yakalayabilecekler mi?

Hem Mesut komiseriminde mahkemesi varmış.. Yok yok yemek az biraz dursun Arka sokaklar daha mühim diyorum izliyorum. Üzerine ana haber bülteni başlayacak. Artık diyorum kalk kızım az kaldı Pazartesiye gideceksin bak hazırlıklarını bitir.

Kalkıyorum odama geliyorum eşyalarımı bırakmaya.

Aman allahım oda nesi 7 mail gelmiş üçü facebooktan. Dur şunlara bir bakayım dememe kalmıyor kapı çalıyor.

Elinde paketlerle babam.

Yüzü gülümseyen adamcağız "ne yemek yaptın kızım?" diye soruyor.

Şeyy... kem.. küm.. hatta küm.. kemm... Hastaydım babacım tüm gün baygın baygın uyudum.

"Neyin var yavrum bir haftadır senin bir doktora gidelim bak iyi görünmüyorsun. "

Havalar değişiyor babacım havalar çarpıyor.

"Ya yavrum elimin terside çarpsın mı sana"

Çarpmasın babacım ben iki makarna haşlar karnını doyuyururm


Yok anacım yok benden ev hanımı bile olmaz ev yaşamı çok güzel Televizyon izleyip lay lay lom gidiyorda ah bide akşam olup sorumluluk eve gelip zili çalmasa.

Ama anlatamıyorum ki hamurumda yok ev hanımlılığı.

Serap ablamama mı danışsam acaba?

16 Nisan 2008 Çarşamba

Benden Peri Meri Olmaz (mış)

Pek yakında şehir dışına çıkacağım için uzun zamandır evdeyim (aslında bahaneye gerek yok iş bulamıyorum) Bunu bilen komşum 7 yaşındaki çocuğunu bana bırakıp adliyeye gidiyor. Ama bana göre gezmeye gidiyor. Bu yedi yaşındaki embesil İremcikle pasta yapıyoruz. Çok bilmiş gerizekalı bir çocuk. (zira çocuklardan sayesinde bol miktarda nefret ediyorum)

Tam bilgisayar başına oturcam ablaaa karnım aç abllaaa oyun oynayalım bıd bıd bıd ömrümü yıkıyor. Henüz 22me girmedim çok gencim diye düşünüp bana saygı göstermesi için ona peri olduğumu akıllıca tv izlemesini odamda perilerle toplantı yapıp eğer uslu olursa onuda peri yapacağımızı söylüyorum.

Çok bilmiş akıllı ya (şahsen ben yedi yaşındayken bal gibide yiyordum böyle şeyleri)

İrem olan canavar çocuk bana gayet gevrekce gülerek

"Şimdi sen peri misin diyor"

Evet diyorum kendimden çok emin bir şekilde.

"Eeee kanatların nerde nasıl perisin sen ben hayatımda senin gibi peri görmedim" diyor

Küçük hanıma bak hele sanki mahallemiş peritopia hayatında benim gibi peri görmemişmiş.

Bu gizli kimliğim kimse anlamasın diye böyle geziyorum kanatlarımı sakladım diyorum.

"eee o zaman niye bana söyledin ki" diyor çok bilmiş

Vir kişiye söyleme hakkımız var diyorum.

"Yaa ama suratında sivilce var hiç sivilceli peri olurmu. Benim bildiğim periler güzel olur" diyor

Diyecek kellime bulamıyorum haspam adet dönemi geçiren peri olmaz sanki hıhh.

"Hem senin saçın kısacık siyah periler sarı saçlı olur siyahsada güzel olur saçları senin saçların anneminki gibi" diyor.

Anasanıda beğenmeyen küçük canavarı o an dövesim geliyor.

Asit yağmurunda gitti saçlarım diyorum.

"bence sen beni kandırıyorsun" diyor alaycı bakışıyla.

Elin küçücük sıpasını kandıramadığımamı yanayım. Küçücük veletten dolaylı yoldan çirkin olduğumu duyduğuma mı yoksa saçlarımın yoluk yoluk olduğuna mı yanayım diyorum ve bombayı patlatıyor.

"hem bikere periler ince ve küçük olur sen kocamansın bence sen peri değilsin"

Olsun iremcim benim kalbim peri!!! annesi gelsede alsa şunu yaaa!!

14 Nisan 2008 Pazartesi

Arayan Mevlayı mı Belayı mı?

Google Analytics harika bir şey. İlk başlarda hevesle kimler bloguma ne diye gelmişler derken sonraları gülmek için girdiğim şimdi ise insanların ciddi manada toplumsal sorunları olduğuna emin olmamı sağlayan otturubotti bir şey.


Arayanlar 3'e ayrılıyor.

1. Grup sapık kesim

Çoğunluğu evli kadın fantezisi ile meşgul (evli kadınla sohbet, evli kadınla sex, evli kadın soyunuyor, kadın evli ama veriyor) bunlar aranan anahtar kelime ile bloguma ulaşan sapıklar.

Üzülerek sölüyorum ki blogumda evli kadınlar soyunmuyor, sevişmiyor işlev görmüyor.


Sapık kesimin yine en çok aradağı anahtar kelime (liseli kız, liseli kız sınıfta veriyor, liseli kız videosu) Nasıl bir fanteziyse onlarada üzülerek blogumda liseli kızların sadece okula gittiğini kötü bir şey yapıyorlarsada blogumda yapmadıklarını belirtmek isterim.


Birde sapık ama temkinli olanlar var (18 yaş üstü kız soyunuyor, Çocuk değil büyük kız soyunuyor, Büyük kız pornosu)

Bu temkinli sapıklar çocuk pornosu aramadıklarını belirtmek istiyorlar ve onlarada hitap edemiyoruz.


2. Grup Aşk acısı çekenler

Bunların ki sapıklardan daha sapıkça geliyor bana anahtar kelimeler (Sevgilim terketti napayım, Onu hala seviyorum aramalı mıyım?, Beni eskisi gibi sevmiyor)


Bu aramalar bana daha sapıkca geliyor sevgilim beni terkediyor bende googlea soruyorum iğkk cidden acınası bir durum.

Google cevap veremez ama ben cevap veririm


Soru: Sevgilim terketti napayım

Cevap: Yeni sevgili bul onuda sen terk et içinde kalmasın.


Soru: Onu hala seviyorum aramalı mıyım?

Cevap: Mesaj çek


Dert: Beni eskisi gibi sevmiyor

Derman: Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir


3. Grup kişisel sorunları olan grup anahtar kelimeler (Ben çok çirkinim, O neden güzel ben çirkinim, Kader bana gülecek mi)


Bunların psikopat olduğunu düşünüyorum. Bir insan googlea kader bana gülecek mi neden yazar. Googledan beklentisi nedir? Manyak mı bu?


4. Grup googleı insan sanan grup anahtar kelime ( Defalarca defalarca sösleri hangi şarkıda var, Bana dans edecek şarkılar bul (herhalde bulamamış bir ddaha yazmış) Bana dans edecek şarkı bul dedim internet! (ünleminide koymuş)


Bu grup beni fazla endişelendiriyor. Ürkütücü bir arama şekli. Google yine hoş görülü bir şekilde bunu mu demek istediniz dediğinde "hayır ben dans edecek şarkı bul dedim sana" diyebilecek potansiyele sahipler.


Ve son grup KADINLAR anahtar kelimeler (büyü, aşk büyüsü, bağlama büyüsü, (bu çok orjinal) aşk büyüsü etkili olsun ama günah olmasın)


İstekler bitmez google yakında çöker gider dili olsada çektiğini kendi anlatsa garibim.


Bu anahtar kelimeleri Analytics sonuçlarından aldım kafamdan sallama değildir. Gerçeklerle birebir alakası hatta gerçeğin ta kendisidir. Allahtan arayanlara mevlayı bulmalarını dilerim.

13 Nisan 2008 Pazar

Tek Kişilik

Tek kişilik bir koltuğa gömüldün.
Ismarladığın yemek tek kişilikti.
Sipariş ettiğin yatak.
Aldığın sinema bileti,
Sevişmen bile tek kişilikti

Hıyar mıyım ben?
Bende tek kişilik severim dedim.
Tek kişi sevdim...

Sonra

Gözünü açıp sessiz bir güne başlıyorsun,

...

Sonra,
Ben uyanıyorum
Güneş perdelerden sızıp halıyı ısıtıyor.
Ufak adımlarla banyoya gidiyorum
Hala sarhoşum biraz
Yüzüme bakınca aynada
Gözümü kırpınca
Yada yüzümü yıkayınca...
Hala beni seviyor olduğunu bilmek
İçimi ısıtıyor


Sonra,
Uyanıyorum...
Derin bir çığlıkta kaybolmuşum gibi geliyor
Kendi kendime gülüyorum...:)

Don Juan De Marco

Dün Alsancaktan vapurla karşıya geçiyoruz. Hal derman kalmamış üstte koltuklara yığılmış akşam devam ettiren sıcak havanın tadını çıkarmaktayız ki (olan oldu)

Karşıdan o geldi.

Siyah bir ceket siyah pantolonu kıvırcık saçları sivri burnu sert yüz hatları kahve iri gözleri uzun boyu. Böyle tarif edince anlamsız gibi duran kişi yemin ederim romantik komedi filmlerdeki italyan karizmatik adamlara benziyor.

Bu don juanın yanında birde özürlü yaşlı bir amca vardı.

Ahh ahh don juanla göz göze geldik ama bizim yanımıza oturma sebepleri bu yıldırım aşkı değilde amcanın daha fazla ileriye gidecek takati olmamasıydı.

Yanımıza oturup sohbet etmeye başladılar. Biraz kulak kabarttım sorun yine memleket sorunu. Hemen akabinde selpak satan bir çocuk geldi. Yaşlı özürlü amca çocuğu silkeleyerek birazda sert mizacıyla uzaklaştırıp sohbetine devam etti.

"Bu dilencilerde gün geçtikçe artıyor" dedi.

Dayanamadım susamadım ve atladım

"Aslında ona dilenci demekle haksızlık ediyorsunuz, elinde malzeme var ve uysada uymasada satış yapıyor."

Don Juanın gözleri parladı hafif bir hareketle bana döndü. İki gözünüde kırparak "Evet çok doğru dilenci demek haksızlık" dedi.

O an "Götür beni gittiğin yere, çok ortak yönümüz var" diyesim geldi.

Sonra hepberaber memleket sorunlarına el attık. Ama yaşlı amca yanımda oturduğu için bır bır bır memleketimin tükenmek bilmez sorunlarında bahsediyor don juanım karşıda o şahane gülümsemesiyle olayı izliyordu.

Sonra don juanım psikolojiye girdi. Piskoloji bütün bilimlerin öncüsüdür demez mi, patlattım kahkahayı. Felsefecilere sorsak onlarda felsefe tüm bilimlerin öncüsü der dedim. Sonra felsefik bir sohbet açıldı. Ve kör olasıca vapur durdu.

Vapurdan indik ve yollar ayrıldı. Ne telefon numaraları alındı ne isimler soruldu...

Ama böylesi hepsinden güzeldi hayalimde çizdiğim don juan de marco hep öyle kalacak.

Sanki bu vapur prensi fazla romantik fazla anlayışlı fazla iyimser biriymiş gibi. Ve fazla çapkın..

Oysa kendi halinde bir insan..

Sanırım çok yalnızım hehee

11 Nisan 2008 Cuma

İzmir'e Borç

Oldum olası kendimi bildim bileli İzmir'den gitme isteğim vardır. Hep başka bir şehirde yaşayacağım umuduyla bunca sene İzmir'de yaşamışlığım v.s. v.s.

Her nedense İzmir'i bir türlü sevemedim. İstanbulun boğucu kalabalığı bile daha cazip gelmiştir hep.

Dün gece rüyamda tası tarağı toplayıp İstanbul'a taşınıyorduk. Çok uzak bir semtte gri bir binanın 5. katına.

Eşyalar henüz kolilerdeydi, kullanılabilecek yatak pc dışında herşey kolilerde gizlenmiş. Küçük kutu gibi balkonu olan içerisi ışık almayan kötü bir ev! Balkondan aşağıya baktığımda araba yolu geçen araçlar v.s. v.s..

İçimde tarif edilemeyen bir acı birikti rüyamda. İzmir'i özlüyordum deli gibi. Ve balkonda düşündüğüm tek şey "yahu bu evinn doğal gazı yok:S İzmir'de ısınamıyorduk burda nasıl ısınacağız ki" Çok realist bir rüyaydı. Son dakikasına kadar acı çektim. Gözümü açtığımda cidden ağlıyordum.

Bir baktım kendi odamdayım. Balkonda o şahane İzmir manzaram. Yıllar sonra şükretmeyi becerdim.

Nefret etsemde seviyorum bu kahrolasıca şehri.


(resimdeki manzara balkondan çekilmiş bir İzmir)

Gündem Konusu "Erkekler ve Halleri"

Ay ben bu erkek neslinden bıktım usandım. Sabah babam işe gidiyor. Akşam gelirken ne getireyim diye soruyor. Ona liste hazırlamışım yanına vermişim. Kapıyı kapıyorum kolay gelsin diyorum. Doğru uçar adımlarla uykuma kaldığım yerden devam edeceğim.

Zil çalıyor zarr zarr zarr. Bir küfür bir kıyamet kapıyı açıyorum. Aşığıdan yükselen bir ses "zodayakta bokuyyylaa oynayaaannn kızz biii baaakkk" bakıyorum balkondan.

Babam aşağıda.

Şimdi diyor buraya bişey yazmışsın o ne "kotex" yazıyor diyor.

Bende baba ne yazıyorsa onu al diyorum. Ama bu neee diyor. Özel bişi baba diyorum.

El cevap el el el cevap: "iyide sen orkid almıyormuydun"

Afferim babacım madem kotexin ne olduğunu biliyorsun niye bağırırsın?

Tüm mahalle ped konusunda marka değiştirdiğimi öğrendi.

Alt komşu çıkıp "ayy kız nasıl memnunmusun" dese yüzün kızarmaz mıydı? İş yerinden telefon açıp sormamak neden?

Teşekkür ederim teşekkür ederim!!!

10 Nisan 2008 Perşembe

Taşındık

Kalp bomboş, yankılanıyor
Nerede nerede diye
Oysa farkında değil ki
Taşındık artık geçmişten geleceğe

09 Nisan 2008 Çarşamba

Göreceli bir "Şey" Anlam


Evde oturmuş X arkadaşımla film izliyoruz. Eski Hint filmi Avare, bu nostalji film bittikten sonra filmden çok etkilendiğini söylüyor arkadaşım. Film hakkında saatlerce susmak bilmeden yorum yapıyor. Bencede güzel diyorum, sadece bunu demekle yetiniyorum. Sitemkar şekilde "Cidden bazen insanların beni anlamadığını düşünüyorum" diyor arkadaşım.

Alakayı kurmaya kafa yoran ben şaşkın ve anlamsız bakışlarla "Anlamadım niye?" diye soruyorum.

"Hoppala!!!" çok ünlemli bir biçimde. "Bu sanatsal bir film ve sen sadece güzel diyorsun"

Sadece güzel diyorum yine sözümün arkasında durarak.

"Beni çok yoruyor bu insanlar, hem anlamıyorsunuz beni, yaşantımı, felsefemi hemde basit cümlelerle kabiliyetimi yıkıyorsunuz" diyor.

O an onun delirmeye başladığını ve acilen koca bulması gerektiğini anlıyorum. Zira saçma sapan düşüncelerle beynini kemirme yeteneğine sahip. Bunu daha kibar bir şekilde dile getirdiğimde üzülüyor.

Akşama kadar acaba insanlar beni anlıyor mu düşüncesi kafama takılıyor.

Ama ben anlamalarından daha çok korkuyorum.

Bir kaç gün öncesine kadar eski iş arkadaşım evimi arayıp benimle tekrar çalışmak istediğini dile getiriyor. Üstelik bu sefer sırtını sağlama almış çok güzel şeyler becereceğimizi. Eski uzak patronumuz Müjgan hanımında artık bize destek olup özgür bırakacağını söylüyor.

O an Müjganla geçmişim canlanıyor. Cidden Müjgan beni anlamıyordu ve basit şeyleri düşünerek şirketin harika bir şekilde batmasında büyük payı vardı. Değiştiğine inanmıyorum bunu düşünerek. Aile şirketi kurduğumuzu hızla büyüdüğümüzü kafamı kaşıyacak vaktim olmadığını söylüyorum. Telefonda ki arkadaşım gülümsüyor hayırlısı olsun adına sevindim bir kahveni içmeye gelirim diyor.

Oysa işin aslı bir sürü borca batmış olmamla beraber aile şirketine uğramıyor olmam. Büyüyorsa bile ben o büyümeyi görmeyen sorumsuz anneler gibi sadece borçları nasıl ödeyeceğimi düşünerek geçirdiğim boş zamanlar.

Üzerine bir kaç gün sonra büyük aşk yaşadığım büyük fırtınalarla ayrıldığımız eski bir sevgilim arıyor. İzmir'e dönmüş görüşmek istermiş.

Sesim telefonda kısılıyor titriyor. Heyecandan elim ayağıma dolanıyor. Evet ben bu telefonu hiç ama hiç beklemiyordum.

Bu gün musait olmadığımı akşama sözlümün ailesine yemeğe davetli olduğumu söylüyorum. Ama akşama bu ziyaret talebini sözlüme açacağımı onunda musait olduğu bir zamanda görüşmemizde sakınca olmadığını söylüyorum.

Bir süre telefonun ucunda sessizliğini koruyan eski sevgili. "Demek sözlendin... şey.. duymamıştım, bende yarın dönüyorum kısmetse bir daha ki gelişime görüşürüz, sözlüne çok selamlar" diyor.

Oysa işin aslı ondan sonra yaşanan saçma sapan bir kaç aşk. Ve son derece gereksiz terketme sahneleri. Ama diyemezdim ki. Senden sonra ciddi bir ilişkim olmadı hatta seni unutmak için geçen 6 senedir herkesi terkediyorum. İçime oturmuş al buda sana kapak olsun diyemiyorum.


Düşünüyorum.. Düşünüyorum..

Ya insanlar beni anlıyorsa. Bu işte beni çok korkutuyor. Ve hala düşünüyorum... kara kara..


08 Nisan 2008 Salı

Valla Üzüldüm

Bir Galatasaraylı olarak öncelikle Fenerbahçeyi kutlamak isterim cidden harika oynadılar. Belki Uğuru ilk başta oynatsalardı sonuç böyle olmayabilirdi. Uğur hızlı çocuktu sonuçta Wederson Uğura göre çok yavaş kalıyordu. Ve Semih maç boyunca delirdim ya anında Kezman girmeli Semih çıkmalıydı. Hatta Semih maça sonradan dahil olmalıydı. Chelseali oyuncular cidden dev gibiydi ona rağmen o minicik Gökhan tazı gibi oynadı ya onuda ayakta alkışladım. Fenerbahçenin hakkıydı yarı final Chelsea çok berbat ve çok sert oynamasına ramen çok iyi oyun çıkardı Fenerbahçe.
Hoş 12 milyon doları indiregandi yapıp seneye transferlerle altüst edecek olmamalarına sevinmiş olsamda Liver ile Fenerin maçını izleyecek olmama çok inanmıştım.

Ve son dakika Drogba çirkefliği ile karşılaşınca dünyanın heryerinde futbola pislik buaştığınıda öğrenmiş oldum. Volkan hala gözümde bir tane ve harika o karamboldeki golleri yemese adama aşık olacağım sanırım. (Bana göre Türkiyenin en iyi kalecisi her ne kadar Tolga, Serdar desede bence Volkan seviyorum adamın tarzını ya :P)

Olsun be ben içten Fenerlileri kutluyorum güzel maçlar izlettiler Sevilla, İstanbulda Chelseayi zehir zembelek deli etmeleri:)) harikaydı bence..

Dansa Davet

Bu gün bahar temizliği esnasında eski resimler gözüme ilişti. Ufak bir doğum günü partisi düzenlenmiş. Sanırım orta okul dönemleri. Kızkıza evin içine toplanılmış ev süslenilmiş akabinde üzerimize iki beden büyük gelen süslü kıyafetler giyilmiş. Çok hoş ve komik bir görüntü.
Ben hatırlıyorum sanırım. Şişe çevirmece oynayıp kola ve pasta yeme gibi tuhaf partiler verirdik.
Hiç bir eğlencesi yokmuş gibi görünsede daha çok eğlenilen masumane partiler. Ve pastanın yanına eşlik eden her defasında pastayla ne gibi bir ilişkisi olduğunu düşündüğüm kısır.
Çikolatalı kocaman pastanın yanında bulgurdan bozma maruldan dolma kısır:).
Bu sene doğum günü partisi yapmaktan vaz geçtim. O tabloyu görünce güzel bir barda eğleniyor olma fikri her nedense içime bir türlü sinmedi.
Evin içinde yapılmış alakasız makyajlar, mustafa sandal kasetiyle dans etmeler. Ve meşhur mezdeke kaseti. Sanırım hala duruyor olması gerek.
Bir mana yükleyemediysemde gözüme her nedense daha eğlenceli geldi.
Ve akşam saat altı olunca herkesin dağılması.
Harika bir doğum günü partisi.
Şimdi gözümde büyük bir barda kutlanılan partinin hiç bir ehemmiyeti kalmadı.
Ben bu sene temmuz ayında evde kız kıza güzel bir parti verip kız kıza dansa davet oynamak istiyorum.
:) partime herkes davetli akşam altı olunca bal kabağına dönüşüp ayakkabılarınızı merdivende bırakma şartıyla.
Ve prens aramayın babam var kral gibi:)
eyy çocukluk özlemişim senin o yırtık masumiyetini!

07 Nisan 2008 Pazartesi

Erkeği Anlamaya çalışma! Erkeğe anlat anlarsın:)

Erkekleri anlamıyorum ben ya! Anlamak istesemde denesemde yok!!! anlamıyorum. Biri sizden hoşlanıyor herşekilde belli ediyor, herşey harika gibi. Tam olabilir mi diyorsunuz veee. Bazen o çok yakışıklı harika adam kendi çapında bir öküz oluyor. Sizinde elinizde patlayan onu düşündüğünüz boşa geçen zaman. Bence boşa geçen zaman ya!

Karşı taraf yalancı salak ve parazitse siz onu seviyorsanızda o geçen süreç bomboş bir süreç.

Ben formulu buldum ama. Bu hoşlandığımız kişiyi tabu oynamaya götürmek. Geçen günlerde bir çocukcağız benden hoşlanıyordu. Ama görün dersiniz ki kızım saf mısın biçilmiş kaftan. Erkek kişisinde herşey mevcut. Mevki, tip, cömertlik v.s. v.s.. Yani mazoşizim yanlısı değilsek ilk görüşte vuvvv denilebilecek bir erkek.

Bizde hadi dedik tabu oynamaya gidelim. Kalktık gittik (gitmez olaydık).

Gezdik gördük Neler öğrendik?:

Erkek kişisi tam bir ÖKÜZ!

Tabu benim bildiğim keyif veren hoş bir oyundur. Oyunu kızıştırmak için takımlar kendi aralarında iddialaşadabilirler. Bende biraz kızışsın diye iddialı oynayalım dedim ve espirisine eğer biz kazanırsak ben bilmem nereden bilmem ne renk elbiseyi isterim dedim. El cevap: yavvvv oynamamıza ne gerek var basarım parayı alırım. Aklımdan geçen düşünce: Al yavrum al birde üstüne giy ben hiç elbiseli ÖKÜZ görmemiştim görmüş olurum.

Ve oyun başlar!

Arkadaşım ile senelerdir birbirimizi tanıdığımız için artık oyunda önde olmamız kaçınılmazdı. Karşı takım biraz fazla hırslandığı için sinirleri bozuldu. Karşı tarafa gelen kelime "zapt etmek" anlatan öküzcüğümüz. Yola çıktığı anlatım şekli ablukaya almak. Ve süre dolar kelime anlatılamaz. Arkadaşım kelimeyi görür "keşke gülşenin şarkısı deseydin kikikih" der.

Küçük öküzün içindeki ayı canlanır kartları etrafa saçar "pas pas pas ulannnn pass" diye bağırır (ki yemin ederim ben böylesini görmemiştim gördüm)

Kızcağız korkar ve geriye çekilir "ben ben.. ne dedim ki.." demeye çabalar.

İçindeki ayıya hakim olamayan öküzcük hızını alamayak "ben gülşen dinlememmmm ben gülşen sevmem" diye hömkürür. O an ben şoka girerim. (gülşen gelip görse korkup albüm yapmazdı inanın)

Arkadaşım cidden korkmaya başlar ve mekan terkedilir. Oysa oynanan oyun masum bir tabudur. En fazla kaybeden takım hesabı ödeyecek, kazanan takımda ohhh nasıl yendik hahayyytt diyecekti.

Fakat ben bir öküzle tanışmanın ve bana gösterdiği güç gösterisinin altında ezilerek(!) İnsanların ciddi manada sorunları mı var demeye başladım.

Derler ki; bir insanı yemek masasında en iyi tanırsınız.

Ben taktik değiştiriyorum bir insanı tanıyacaksam önce tabuya götürüp insan mı diye bakarım.

Sonra aşık oluyorsam Saklambaç oynar ilişkinin gidişatı nasıl olacak diye anlarım.

Ve altın vuruşu kör ebe oynayıp ayrılınca beni bulabilir mi acaba diye anlarım.

Ama .... günümüz tuhaf gençliği ile her daim tabu oyununda sıkışıp kalıp bir sonra ki oyunlara geçemeyeceğim inancı git gide hakim olmaya başladı.:(

Yoldan çıkaran Yanlış Numaralar

Korkularımı bir sandığa doldurup yola çıkmaya hazırlanıyordum. İnsan yaşayıp hayatı dilindeki dikenlerle yaladıktan sonra, bakıyor ki hayata batan hiç bir unsur söz konusu değil. Oysa dilinde ki dikenler dökülüp öksüz kalınca dil, alabildiğine kaşınmaya ve hayatın her acı yönünü yalamak için can atmaya başladığını farkediyor. Ve her dil darbesinde o ölesiye acı.

Aslında korkularım diye nitelendirdiğim üç beş saçma sapan aşk belki. Belki aşk bile değil. Yarını tahmin edemeden yarına merak konusu. Peki yarınım ne olacak diye geçen üç beş satır zaman.

Ve bilindik son.

Korkular yeşerip büyüdüğünde artık kendi bünyesini hiçe sayarak nankörleşip, başına buyruk adımlarla kendi yoluna devam etme arzusu.

Hep birileriyle başlanılan yolculukların adresleri, isimleri, kişileri kimi zaman başlanılan yolun değişmesiyle geçen saçma sapan bir zaman dilimi.

Ve arada durup yola bakıp geriye dönüp geçtiğiniz yollarda ki ayak izleri. Durup bir daha gidilecek yola bakıp, yorulup sevişmek için bir mola verip.

İlk sığındığınız aşkta yumuşak ruhunuzu çıkarıp farklı bedenlere gizlenmiş aynı ruhları keşfetme güdüsü.

Oysa alttarafı yol.. Kimseye koyacak bir unsur içermeyen. Kendi halinde dümdüz siktiriboktan bir yol.

Ve hep gözlerin geriye bakmak için çırpındığı saçma salak adımlar.

Seviştiğiniz insanlar kadınlar erkekler.

Hepsi sizi oyalayan ve ya beni oyalayan her aşka gelip ben gidiyorum dediğimde yoldan alıkoyan bir avuç şevhet düşkünleri.

O zaman anlıyorsunuz ki ya da ben anlıyorum ki bu yol benim yolum bile değil.

O halde neden adımlarım yumuşak görünümlü katran ruhumu yoruyor diyerek bir sevişme molası daha vermeye koyuluyor.

Oysa hepsi bahane...

Her gerzek sevişmenin altında bir aptal korku uyuyor.

Uyanmak için yola koyulmanızı bekleyen çirkin kirli dişli korkular.


(anlayabildiniz mi ? Peki...)

06 Nisan 2008 Pazar

Evrensel Sorun "Erkek"

Adam ile başlayan o büyük aşk bitti. Üzülmüyorum yeni bir şey öğrendim dünyanın neresine giderseniz gidin, neresinden bir "erkek" gelirse gelsin. Erkek bildiğimiz erkektir.



Güç gösterisene meraklı. Kendinden başkasını önemsemeyen. Ve hep bana hep bana diyebilen bencilliğe sahip iki bacaklı varlık.


Ve büyük aşkın bitmesini sağlayan ufacık ayrılık sebebi. Erkek avrupada asyada görse bildiğimiz hödükmüş. Hödüklük genetik birşey mi kalıtsal mı bilemem ama erkek bünyesini sarıp kuşatan tuhaf bir şey.


Akabinde ısrar geliyor. Erkek dediğimiz varlık hödüklüğünden sonra ısrarı seven ve yoktan asla anlamayan doyumsuz bir şey. İşim var dışarı çıkamam dersiniz ne işiniz olduğunuzu anlatamazsınız.


Ben kendi dilimi bildiğim erkeklere anlatamadım birde bunu ingilizceye çevirip höd Adam'a anlatacaktım öyle mi?


Ben denedim beceremedim. Msnde neden onlıne olmadığımı neden dışarı çıkamadığımı v.s. v.s. ama gelin ve görünkü elin avrupa görmüş yaşamış hödü bana o yarım yamalak türkcesiyle "bulusaliiim bulasalimm" demeyi başardı.


Ve erkek memleketimin dört yanını dön dolan. Avrupa da asya da hatta fizanda bile bu erkek abazadır.


Ben gördüm. Bu aşkın Türk'ü gavuru müslümanı hıristiyanı yok. Aşkın içine bilhassa eden erkek ırkının milletinin ta kendisi.


Uzun düşüncelerim sonucu tercihimi bayanlardan yapsam mı diye düşündüm.


Bilemiyorum ki.


Sanırım aşk denilen dürtü sadece dürtüden ibaret. İnsanı fazla dürtünce aşk işkenceye akabinde nefrete dönüşebilen "dürtü" oluyor.


Fazla dürtmeden bitirmek ise en hayırlısı.


Ve son olarak erkek! dünyanın neresinde hayata başlarsa başlasın yalan söylemeye çok meraklı oluyor.


Erkekler dilerim isyan etmezsiniz. Etsenizde bana etmeyin pek hayırlı cevaplar verebileceğimi sanmıyorum.


Çünkü "erkek" hayal kırıklıklarından ağ örüp yaşam alanım diyerek nefes aldırtmaya bayılıyor.

04 Nisan 2008 Cuma

Hazırlık

En ince iplikti görünürlerde bir yerde.
Kopmaya hep meraklı ayak izleri.
Hep gidişleri severdi kendileri.
Bir gün gidemeyeceğini öğrenecek.
O gün çok üzülecekti.

İşte alelade bir sabah yeşerdi tomurcukları dalında.
Mana yükleyemedi ve yükleyemezdi anlamını aramadığı hayatta.
Bir sabah aşık oldu.
Artık karanlıktan kurtulmuştu.
Biliyordu ve hissediyordu.
İçinde ki çocukca güdüyle delice seviyordu.

Oysa en güzeli karanlık şiirleriydi.
Ama her karanlığa gömülüşünde ayak izleri onu takip ediyordu.
İşte bu hummalı gidişleri durdurmak için adım attı.
Artık istemediği burun kıvırdığı aşk kapısına ilişmişti.

Peki ama kapıyı açmak korkutuyor muydu onu?
Her kapı açışında deli cesareti büyüyordu taşıyordu içinden.
Ama kapıyı kapamak zor geliyordu.
Öyle zor bir sızıya dönüşüyordu ki.
Artık tarif edecek ne gücü ne kelimesi
Hiç bir şey kalmamıştı.

İşte bu yüzden kapıyı açmak,
Aynı kapıyı kapamaktan daha zordu.

Bu sefer kapıyı kapatacak ne gücü ne hali vardı.

Ve yinede sorgusuzca açıldı kapılar.
Biraz ürkek, çokca heyecanlı
Hoşgeldin dedi.

Gelen hoş gelmişti
Ama onun derdi gelenin hoş gitmesiydi.
Her gelen hoş geliyor
Ama kıra kıra gidiyordu.
Bu bağışıklık kazandığı gidişlerden farklı bir gidiş yaşarsa.
İşte o zaman olursa adı aşk.
Bu onu daha incitmez miydi?

Yoksa bütün bu düşünceler
Çıkmaz sokakların çıktığı bir yola mı eşitti.
Hem buda ne demekti.
Yeterince saçmalıyordu zaten.
Henüz işleri varken
Henüz yeni toparlanmışken
Ve ya alabildiğine dağılmışken
Aşkta nereden çıkmıştı.

Aşk bu dedi kendi kendine
Bir bilen boşa mı diyordu
Sen peşinden gitme o bir gün gelir bulur seni.

Sonra dediki
Tüm ayrık otlardan arınmışken kalp
Hazır artık yeniden çarpmaya

28 Mart 2008 Cuma

Osuruğa Gülenin Osuruk Kadar Aklı Yoktur

Adam ile messengerda yazışıyoruz. Yazışırken şakır şakır ingilizce dökülüyorum. Konu zaten neden konuşamadığımız. Ama anlatamıyorum ağzında sakız var gibi konuşuyorsun ben bir şey anlamıyorum diyemiyorum.

Gel zaman git zaman çok tatlı olan muhabbeti iletim bıçak gibi kesti böldü.


Ne yazıyor orda dedi.


Masa üstüme baktım pencereye baktım her yere baktım. Ben nasıl açıklayacağım.


Israrla benden açıklama bekliyor. Yani deyim diyorum bende salak gibi. İnanmıyor elbette. Çevir diyor. Bende çevirmeye çalışıyorum. Fart yazıyorum kopuyorum ama. Devamı gelmiyor. Sözlükten yardım almaya çalışıyorum. Beş kişi oturup osuruğa gülenin osuruk kadar aklı yokturu çevirmeye çalışıyoruz. Yok olmuyor. Çevrilmiyor anlatılmıyor. En son hikayeleştirerek anlattım.


Ve Adamdan gelen el cevap. Aklı karışmış.. Haklısın canım sen boşver bunları zaten Osuruğa gülenin osururk kadar aklı yoktur.