Mavi peri pinokyo her yalan söylediğinde burnunu uzatcağına tahtadan çükünü koparsaydı pinokyo yalan söylemezdi

04 Temmuz 2009 Cumartesi

Doğal Yaşam Parkları

İnsanın en doğal hallerine güzel diyen insanları anlamıyorum. Doğal halden kasıtları makyajsız salaş kıyafetler öyle mi? Gel bide benim doğal halimi gör. Ayol saçlarıma fön çekmez yada kremle dalgalı etmezsem papaza dönüyorum ne biçimde kabarıyor. Sonra doğal hal nedir insanın kendini kendi haline bırakması değil mi? Bir kızın koltuk altını full kıllı hayal et bakayım. Kabus yahu kabus. Ne?? Ona bakım mı deniyor? Yok be ya işte buna doğal hal deniyor. Erkek gibi bacaklar, çıkmış kaşlar, çıkmış batan bıyıklar v.s. v.s. Ben doğal diye buna derim. Yoksa hatun her kılını alcak bir makyaj yapmayacak ona doğal moğal denilmez. Ona insan aldatmaca denir. Yüz maskeleri olmasa suratından sivilce yağmuru akacak. Eee nerde doğallık? Doğal diye bir şey yok kandırmayalım kimseyi. Kimsede beni kandırmasın. Senin doğal halin güzel diye. Ne zama doğal halimle çıksam dışarı "Hayırdır Z.Bok kötü görünüyorsun nen var" deniliyor. Hayır kötü falan değilim dopdoğalım. çÇıkan kaşlarımla bir maymun kadar doğalım ben!

Konuyu nereye dayandıracağım hemen anlatayım. Eski bir sevgilim var. Böyle çocuk seneler geçse bile her sene aynı karizmatiklikle karşımda bitiveriyor. Bense hep en doğal halimle karşısına çıkıyorum. Bu sabah misal. Bakkala gideyim dedim, aşağıya pijamalarım, dağınık (doğal) saçlarım. Uykudan şişmiş suratım. Ağzımın kenarında kurumuş salyam. Şahane bir doğallık fışkırıyor benden. Birde taaa annemin zamanından kalma altın sarısı allı pullu şıpıdık terliklerim inmişim. Çocuk tıraşlı miss gibi kokuyor karşılaşlık. Kibarca selam veriyor. Ben ise kafayı çevirdim suratına bile bakmadan döndüm kıçımı gittim.

Muhtemelen geçmişte hatırlayamadığım ayrılık sebebimizden dolayı hala kendisine kızgın olduğumu ve nefret ettiğimi sanan çocuk. Hatırlayamadığı ayrılık sebebimizin ne kadar isabetli bir karar olduğunu düşünmüştür.


Hayır ya ben sadece çok doğaldım. Ama ne zaman süslü püslü şahaane göründüğümü kendime aşık olmak üzre olduğum anlar olsa. Bir allahın kuluyla karşılaşmam. Hep mi doğal hallerimle karşılarım yahu. Allahım hikmetinden sual olmaz olmasına da bırak doğal hallerimle görmesinler beni yareeebbi. Amin.

30 Haziran 2009 Salı

Ait

Ne zaman bir şeyler karalamaya başlayacak olsam
"Bir sabah" diye başlıyor satırlara hevesim
Biliyorum ki her uyuduğum yeni gece yeni sabahı gebe bırakacak kadar aç sevişmeye

Sonra bir sabah uyanıyorum.
Bir önceki gecenin aynısı sanki.
Toprak kokuyor ılık ılık heryer
Hiç bir düş kimseye erişmeme yetmiyor
Bu denli zavallı beden oturupta gece uyumadan evvel kimseyi de düşlemiyor

Sonra bir sabah uyanıyorum.
Canım bir kedi çizmek istiyor
Ama utanıyorum korkuyorum
Çekiniyor parmaklarım dokunmaya
Ya beceremezsem
Bir kedi çizemeyecek kadar beceriksizim işte diyor yeniden sabah
Yine uykulara daldıracak bu duygusuz bencil "ait olamamak"

26 Haziran 2009 Cuma

Öküzüm Lan ben !

Azizim kendimi bit kadar ufalmış aşağılık bir insan gibi hissediyorum!

Messengerıma şöyle bir bakayım dedim. Herkes iletisine Michael Jackson'ın ölümü ile ilgili özlü güzel sözler yazmışlar. Bütün ne dinliyorum özellikleri açılmış Michael abinin şarkıları gözüküyor. Azizim yalakamıyız neyiz. İletisinde bir tanesi yazmış gördüm bunu yaaa ölsem gam yerim hani.

"maykıl caksını kaybettik başımız sağolsun allah ailesine sabır versin"

Bunu yazan bir arkadaş sahibi olduğumu anladığım an 22 seneyi haybeye yaşadığımı anladım.
Madonna ölse ne olcak allah korusun. Ya brad pitt ölürse düşünemiyorum memleket bir birine karışır yani.

Baktım ki iletiler evlere şenlik herkese yazmaya başladım. Bazı tepkiler eğlenceliydi ama bir tane sohbetim oldu ki sormayın gitsin.

Zbok- Naber şekerim
Fırt- İyiyim işte ne olsun sen?
Z.bok- Şükür işte ya. Baksana bişi sorcam Michael Jackson'ın kardeşinin adı neydi?
Fırt- Janetti galiba
Z.bok- Yok değildi buldum ben
Fırt- Neymiş?
z.bok- GEBEREKCEKSIN hahahahahhaha zudjdfflltlttştştş
Fırt- z.bok....
Z.bok- Hınk :/
Fırt- Ayıp gerçekten sana yakıştıramadım gerçekten adam ölmüş ölüye saygın olsun
Z.bok- Abi o şey hönk ünlü ya me o me mi mo ha
Fırt- Z.bok bak adam müslüman olarak öldü unutma kelimeşahadet getirdi
Z.bok- Bi siktir git ya manyak....

Bizim sosyal sorumluluğumuz ölen kişi ardından iletilerimizi süslemek. Yakında iletisinden iki yasin okuyan görsem şaşmam. Azizim ölüye bende fazlasıyla saygı gösteriyorumda saygınında bir sınırı var bokunu çıkarmamak lazım.

İnsanların yazdıkları yorumlar inanılmaz derecede enteresan. Sanırım bayılıyoruz gidenin ardından üç beş kelam edip onu "üstad" ilan etmeye. Oysa ki; Çocuk taciziyle anıldığı dönem ne biçimde karalamıştık adamı.

Ehhh kel ölür sırma saçlı olur
Eşek ölür badem gözlü olur
Öküz ölürse ortaklık bozulur. Bu son yazdığım başka manaya geliyor ama olsun.

Michael Jackson deyince benim aklıma Gremlinler geliyor. Birde Tanrılar çıldırmış olmalı geliyor aklıma. Geliyor işte napayım. Geliyor çünkü biz Michael'ın klibinin taklidini yapardık çocukken. Tanrılar Çıldırmış olmalı da en sevdiğim filmdi. Gremlinlerden de harbiden korkuyordum. Bu üçleme gelince aklıma güzel bir mozaik oldu sanıyorum. Evet Evet öyle sanıyorum.

Michael Jackson Nur içinde Yataceksın.

25 Haziran 2009 Perşembe

Korkunun Var mı Ecele Faydası?

Sevmiyorum korku filmlerini saat sabah bilmem kaç izledim yine tırstım. Sevmeme rağmen neden izledim bende bilmiyorum. Böyle zamanlarda beni en çok kaale almayan adamı arayasım geliyor hep. Tüm hevesimi kursağımda bıraksın diye.


-Aloo

-Hööö alo

-Şey kabus gördüm korktum sesini duymak istedim

-Z.bok ne saçmalıyorsun

-Bunu diyecğini bildiğimden aramıyorum işte embesil

-Hööö

-Hayal kurayım dedim kendi blogumda onda bile mantıklı cevaplar veriyorsun ya senden harbiden nefret ediyorum!!!



Böyle zamanlarda güneş ışığını ve sabah ezanını beklemek en mantıklısı sanırım. Korktuğumda tanıdık bir ses bir sıcaklık istiyorum azizim çok mu yani?


Geçen gün pek sevgili arkadaşımla buluşmak için sözleştik. Kız ısrarla bana Taksime gel diye tutturdu. Ya dedim şimdi bulamam ben Taksimi maksimi Karaköy iskelesinden al beni dedim. Gittim kız biraz gecikti. Oturdum bankta bekliyorum. Turist herifleri kesiyorum bir yandanda Tanrıyla telepatik telepatik sitemleşiyorum


-Yaaraaabbbiii

-Efem kul!

-Yarabbbiii hikmetinden sual olmaz biliyorum amma bir sorum olacak

-Sor bakayım?

-Bu canına yandığımın cillop heriflerini ne vardı kapımın önünde yaratmadında teeeee nerelerde yarattın yarabbi. Şunlara baksana alayı çıtır çerez üfff be üffff!


Diyerekten kendimden geçmiştim. Tam o sıra içi geçmiş yaşlı, dişleri düştü düşecek bir amca yanaştı yanıma.


-Sirkeciye nasıl giderim

-Bilmiyorum amca bende yabancıyım.


Amca yancağızıma oturuverdi. Az tedirgin oldum kenara kaydım. Amca sırıtarak beni birine benzettiğini söyledi. Cevap verip muhattap olmak istemedim. Amca daha da yanıma yanaşarak fısıldadı.


-Uuuteele gidelim mi? Uteeeleee?


Yarabbi geri aldım sözümü dedim koştur koştur iskeleye giriverdim. Elim ayağıma dolandı ayyy nasıl korktum anlatamam ağladım ağlayacaktım nerdeyse. Birini aramak istedim. Arayacak kimseyi bulamadım. Daha çok korktum. Amca çekti gitti. Turistler hala cillop gibiydi. Arkadaşım geldi. İstiklale gittik. Günler böyle akıp geçti. Şimdi iyiyim. Sen utanç gecelerinde ben burda. Hepsi bu kadar. Sonrası yok. Unuttum gitti seni geberik:D azizim ben bu şarkıyı hakikaten çok seviyorum yahu!

24 Haziran 2009 Çarşamba

Erkek Fahişesi


Aklıma takıldı şimdi hemen hemen bütün okuduğum kocaman yazarlar kitaplarının çoğunda bir fahişe takıntısı yaşamışlar.

Ama abi onların takıntı oldukları fahişeler öyle bildiğiniz deri eteğimi giyer 100$lara işi götürürüm diyen fahişelerden değil. İnsanın okudukça bir fahişe olamadım diyesi tipte hatunlar.

Birincisi bu hatun ablalar güzeller. Hemde felaket derecede güzeller.

İkincisi bu ablalar zekiler. Fahişe deyip geçmicen yani. Rus edebiyatından biliyorum ayol. Üç beş aydınla konuşmaya tenezzül etmeyen genellikle ismi ivan olan amcaların yatmak-kalkmakla kalmadığı, hayat hakkında derin konularda konuşabildikleri yegane kişiler.

Anaçlar kesinlikle anaçlar.

Anaç oldukları kadarda gaddarlar.

Gaddar ve gururlular. Eğer gitmek gerekiyorsa arkalarına bile bakmadan giderler.

Merhametliler. Aşkının iyi olması içinde çekip gitmeleri gerekiyorsa giderler.

Ama bu ablaların ortak özelliği Madam bilmemnenin evinde çalışıyor olmaları.

Hayır anlamıyorum ben erkeklerdeki ileri derecede fahişe sevme tutkularını. Abi heriflerin kafada yarattığı fahişe profiline baksana miss dünya güzeli şerefsizim miss gibi miss kokla kokla dur yaa!

Abi kocaman bir fanteeeezi yaratır kafada. İlla parasını ödicek ya ama. Yoksa içi rahat etmez. Karıları tip box kutusu kukusunda sanan zihniyet yetmezmiş gibi bunu yazdıkları şaheserlerede ekler.

Bir yazar gece gündüz bence keza tırnak içinede alayım "bence" bir kadın çizeceksin şarkısındaki gibi kafasındaki kadını abideleştirir. Ama hatun ablamız o kadar kusursuz olurki herif bunu sindiremez. Kendisi kadar kutsal bir zekaya sahip, kendisinden daha güzel, annesi gibi şefkatli lakin babası gibi suskun birşey yaratır. Bu yarattığı yaratık öyle kusursuz olurki lan der dur hele şunu düzelteyim tatatatammmm hatun ablamız süper zeki süper güzel bir fahişe olur.

Demek ki neymiş parası ödenen herşey şahaneymiş. Günümüz erkeklerininde fahişe takıntısı var mı meraklardayım. Ya da hakikaten madam bilmemnelerin evinde çalışan kadınlar bu kitaplardaki gibi kusursuz tek kusurları bedenlerini satmak mı? Bu bunca artının yanında kusur mu? Bu abla fahişe olmasaydı aynı özelliklerle temiz bir aile kızı olabilirmiydi? Bu durumda temiz aile kızları gerizekalımıdır. O halde fahişeler temiz değiller mi? Bu soruların cevaplarını istemiyorum. Bilsem ne olacak?

19 Haziran 2009 Cuma

Erkek Sorunsalı

Yine yeni Yeniden!


Ya kişiliğim bozuldu ya. Gerçekten söylüyorum!


"Flört döneminde hemen sıcak kanlı oluyorsun Z.bok soğuk ol biraz gizemli ol. Şımarık olma. Rahat olma. Kas iyice cool ol. Yoksa erkekler seni hafif meşrep sanar ağır ol."


Eeee oldum bende. Biraz bokunu çıkardım tamam kabul ediyorum ama durulmuşum be abi. Napayım yani. Zorla sıcak kanlı olamam ya. Çok konuşmayı susmaya tercih etmişim. Ama ne oldu bu teoride çürüdü gitti. O kibar adamda daha başlamadan ilişki beni terkediverdi.


Şöyle anlatayım. Dün akşam aradım. Çocuk geldiğinde terminalden ben seni karşılayayım falan dedi bende hani lan çocuk çok iyi fazla öküz davranıyorum dedim aradım. Bir önceki günde gayet güzel konuştuk telefonda. Sonra adam açmadı telefonumu. Geç vakitti uyumuştur dedim msg attım. Sabah cevap vermedi msgıma. Sonra akşam merak ettim meraktan aradım. Arkadan arkadaşlarının sesi geliyordu maçtan dönüyorlarmıymış neymiş ben seni arayayım dedi. Bu saat oldu aramadı. Artık aramasında. Zaten herhalde aramazda. Sinirlendim ama ya. Ben uyuz oluyorum böyle yeni ergen tavırlara. Ararsın insan gibi yada aramayacaksanda arayacağım demezsin. Zaten tam ısınamamıştım iyice soğudum. Bir dahada buluşmam görüşmem. Böyle yapınca kıymete bindiklerini sanıyorlar ya bu erkekler helal doğrusu.


Nefret ediyorum bu erkek tiplerinden. Ya birincisi bu görgü kuralıdır. Biri sana msg falan atmışsa nezaket icabı cevap verirsin. Öküz öküz susmazsın. Eğer kafana yatmamışsada söylersin ya. Ne o öyle lisede yeni ergen olmaya çalışan taze bıyıklar gibi. Eee aramam sormam nasılsa soğur düşüncesi. Gıcıklığına arıcan aslında ya. Arayıp on dakkada bir neden böyle yapıyorsunnnn, ne oldııııı sorunn muuu varrr falan diyeceksin.


Ama bu angut beyinli mal erkekler o telefona cevap verip "hayır ben anlaşacağımızı sanmıyorum. Arkadaş kalabiliriz ama..." diye başlayan bu iğrenç cümleyi bile kurmaktan aciz yaratıklar.


Hayır madem öyle osuruk beyinli antilop ne hava civa yapıyorsun "Terminaleee indiğinde ben seni alayım" diye. Git babayı al angut.


Bak değişmiştim azizim. Blogumda argo kullanmayacaktım. İnsan olacaktım. ama bir sınırım sabrım var. Bende insanım.


Yani ne var iki soğuk davranıp cool olmaya çalıştıysak. Yok işte embesil gibi aynı mevkideki insanların sohbetine eşlik edemiyorum. Düşünsenize diyelimki üç tıbbiye mezunu insanla ne konuşabilirsin. Üçü zaten böbrek dalak muhabbet açıyorlar. Ne diyeceksin araya girip ahhh böğürümde bir acı mı var. ORtama ısınana dek az cool taklidi yapcan işin raconu bu alla alla ya.


Yok anacım ben böyle kendi halimde mutluyum. Az gelişmiş ergenlerin yaşları kaç olursa olsun dengesiz hareketlerine tahammül edemeyeceğim. Lan! Bak lan dedim iyice eskiye döndüm bir ağız tadıyla değişemedik beee öffff! Lan az gelişmiş boğa yılanı taklidi yapan kanguru tipli ayııııı! Öff sinir oldum. Ben lezbiyen olucam. Kızlar daha iyi bence. En azından kıyafet takası falan yaparız.

17 Haziran 2009 Çarşamba

Mektup

Sevgili Dostum

İstanbul'a geleli tam üç gün oldu. Üç gündür sana haber ulaştıramadığım için beni bağışlamanı dilerim. Niçin böyle davrandığımı sana açıklamak çok isterdim fakat yapamam. Yolculuğum pek fevkaladeydi. En arka koltuğun hemen bir sıra önünde koridor kısmında geldim. Bilirsin ben cam kenarını severim lakin kader böyle diye sesimi çıkarmadım.

Yolculuğum boyunca hemen arkamdaki adam sürekli horladı. İnanırmısın ki sesi boru gibiydi. Bütün gece dişlerimi gıcırdatıp gözlerimden yaş akmaması için avuçlarımı iyice sıktım.

Ahh şey nasılda unuttum. Şu görüştüğüm son asilzade Terminale beni uğurlamaya geldi. Benim içinde süpriz oldu, beklemiyordum açıkçası. Konuşacak hiç bir şey bulamadım yine herzamanki gibi. Adeta bir buz kütlesi gibi karşısında durdum. Süprizleri pek sevmeme rağmen çok heyecanlandığımda söylenemez. Neyse ki otobüsüm hemen hareket etti de pek bir şey konuşmak mecburiyetinde kalmadım.

İstanbulda bu üçüncü günüm. Bir ilk gün dışarı çıktım. İnanır mısın Beyoğlu aynı beyoğlu. Gitmedim ama muhakak gitsem aynı olduğunu anlardım. Cihangire gittik biraz dolaştık. Arnavut kaldırımların sana bizzat selamı var. Ayaklarını özlemişler. Ayrıca Deniz ve mehtapta seni sordu. Bilirsin işte..

Henüz yalnızca bir arkadaşımla görüşebildim. Tanırsın Şair Tolga. Çok uykusuz ve yorgun olduğum için görüşmede ne konuştuk hatırlamıyorum inan. Lakin Tolganın da sana selamı var.

Aziz dostum pek yakında döneceğimi bildirmek isterim. Şimdilik gözlerinden öperim beni soranlara iyi olduğumu bildirirsin.

Sevgiler

Z.bok İstanbul 2009

Hep böyle bir mektup yazmak istemiştim. İncelikten kopasıca bir mektup.

14 Haziran 2009 Pazar

A ciğerim söyle neyleyelim?

Eee sevmeyelim de taşa mı dönelim?

Şahane bir Emel şarkısı öyle değil mi?

Ne hissetmişse hatun döktürü vermiş, iyi de etmiş.


Günlerden bir gün Z.bok filörtleştiği çocukla üçüncü kez buluşmaya karar verir. Aslında Z. bok o gün ofisinin duvarlarını boyadığı için inanılmaz derecede yorgundur. Ama filörtçü çocuk ısrarla görüşmek istediğini söyleyince, Z. bok endişeye kapılır. Belki anlatmak istediği önemli bir şeyler vardır diye düşünüp yorgun argın görüşme teklifini isteksizce kabul eder.


Z. bok o gün hızla evde hazırlanır temizlenir, üzerine yapışmış beyaz duvar boyalarından arınır ve birazcıkta olsa insana benzemeye çalışır. Hemen akabinde çocuk Z. boku arar ve "Biz geliyoruz" der. Kimdir o biz. Kaç kişilerdir. Neden biz demiştir. Z. bok düşüncelere dalar biraz sinirlenir ama yine de sormayı red eder.


Bir süre sonra çocuk Z. boku almaya kapıya gelmiştir. O da nesi arabada yalnız değildir çocuk. Tanıştıran ortak arkadaşlarda gelmiştir. Z. bok iyice çileden çıkar. Zaten gönülsüz dışarı çıkan Z. bok'un önemli bir mevzu olmadığını öğrendiğinde uğradığı hayal kırıklığı ve öfke hareketlerine yansır.


Bütün gece somurtur oturur. Hiç bir şeyden hoşnut kalmaz. Hiç konuşmaz. Çocukla bir saniye gibi kısa bir süre için bile göz göze gelmez. Çünkü, göz göze geldiği an bakışlarıyla "Gerizekalı erkek müsvettesi buluşmaya eniklerinle gelmeye utanmıyor musun?" ifadesi yerleşmiştir.


Gece hepberabercek okey oynanır. Yorgun ve sinirli olmasına rağmen okeyde iddialı olan Z. bok ve çocuk oyunu kazanır. Oyun için ortaya atılan iddia ise dondurmadır. Z.bok ısrarla başka bir şeyine iddiaya girmek istesede çoğunluk dondurma dediği için boyun eğmek zorunda kalır.


Akabinde dondurmacıya gidilir. Z. bok gayet uyuzca "bennn dondurmaa sevmem" der. Karşı taraf tatlı yemesi için ısrar eder. Z. bok'un en nefret ettiği şeydir haminnine gibi ısrarla boğaza yemek tıkan insanlar. Çünkü Z. bok bir şeyi istemiyorsa ötesi yoktur, istemiyordur.


Centilmen çocuk bu kez arabadan inip Z. bok'a kapıyı açmaz. Z. bok ise durumu sallamaz. Ama evde ki ısrar ve baskıya dayanamayan Z.bok çocuğa geceyi izaah edecek bir msg yollar. Çocuk biraz öfkeli ve kalbi kırılmıştır. Haklıdır ama Z.bok iki katı haklıdır. Çünkü yorgundur ve okey oynayacak geyikte değildir.


Her neyse. Sonuç olan şu. Ne olursa olsun aşk olmayınca katlanılmıyor kimseye. Henüz tanımadığım bir herifede aşık olacağımı sanmıyorum. En son olduğum aşkın beni kaile bile almamasından sonra bir daha aşık olmak isteyeceğimide sanmıyorum ya neyse. Sanmıyorum evet çünkü insan aşık olunca mantığını kullanamıyor bunu şimdi çok iyi çözdüm.


Aşık olunca saçma sapan bir ruh hali saplanıyor insanın önüne.


Misal normal bir insan otobüste, arabada seyir halinde iken etrafına boş bakışlarla bakarken. Aşık bir insan aynı seyirde etrafta gördüğü tabelada ki aşkının ismini hayatta kaçırmaz. Görür görmez içi içine coşar. Yaşadım ordan biliyorum:p


Aşk bence çok hoş bir şey değil. Yani olmasada olur. Aşk ile sevgi cidden bambaşka kavramlar. Zaten bence hata da burda. Aşkı ararken insan sevgiden sevmekten ve sevilmekten mahrum kalıyor. Ve maleesef mahrum bırakıyor.


Ama bunu idrak ettiğinizde aşkı hayatınızdan hızla def edebiliyorsunuz. Daha dingin bir yaşam tarzı ile daha mantıklı cümleler kurabiliyorsunuz.


Sorarım size? Hanginiz aşıkken doğru düzgün adam gibi mantıklı ve kalıplı cümleler kurabiliyordunuz? Kuramazsınızda. Çünkü saçmalamak aşkın mayasında var. İnsan istesede istemesede aşık olduğu insan tarafından ilgi görmeyince çıldırıp saçma sapan şeylere başvuruyor.


Sonuç; Sadece rezillik. Karşı tarafı tatmin etmek o kadar. Üstelik siz tatmin bile olmuyorsunuz. Bu sahte orgazm gibi bir şey. Aşık olduğunuzda önceleri bu durumdan zevk aldığınızı sanıyorsunuz. Bu zevk acıya dönüşünce acı iki katı bir zevke dönüşmüş oluyor. Aslında öyle olmuyor. Ama siz bu acıdan zevk aldığınızı sanıyorsunuz. Sonra bir bakmışsınız ki sizin acınızdan zevk alan bir adam. Aaaaa ne tuhaf değil mi? Hayır efendim tuhaf falan değil gayet hayatın gerçeği bu. Siz artık bu acının daha doğrusu bu hissettiğiniz duygunun sizi sancılatmaya başladığını anladığınızda sonuç istiyorsunuz. İyi ya da kötü ama somut bir kanıt.


Ve genelde Mutlu aşk yoktur sözü gerçek oluyor.


Ama sevmek öyle değil. Sevmekte bağımlılık olmuyor. Sadece kalben sevebiliyorsunuz. Herşeyi sevebilirsiniz nasıl olsa. Ama bu kolay bir şey değil hiç.


İşte öyle bir şey ya aman Serdar Ortaçın sevdiğim bir sözüyle yazıma son vereyim.


Ölene kadar aşık olamazsın

Birisi çıkar bunu anlayamazsın

Sen o tür oyunlara katlanamazsın

Senin bir kalbin var.


Sevgili Ortaç'ında söylediği gibi (hınk) bizim bir kalbimiz var. (eee) aman ne bileyim ben! (Piki) Yerim seni:P

12 Haziran 2009 Cuma

Hey Bebek Hata Sende Değil Bende Demek

Flörtümle sinemaya gitmek için iki gün önce sözleşmiştik. Derken Esas oğlan filmi seçmek için didindi durdu. Terminatör için anlaştığımız filme bu esas oğlanın arkadaşlarınında geleceği gerçeğini öğrenince komedi filmi seçmeye karar verdik. Sonra oda nesiii aaa arkadaşları gelmedi. Film Arkadaşımın Aşkı isimli bir film. Sinemada bir biz varız birde arka koltukta sevişmeye çabalayan liseden kaçmış öğrenci çift. Film başladı. Allahım oda ne American filmlerinin arasından en boktan filme girmişiz. Film bayağı porno tadında. İlk yarı olunca dayanamadım ayy dedim sen istersen kal izle ben çıkıcam gördüğüm en iğrenç filmdi dedim çıktım. Çocukcağızın kalmak isteyen bakışları ile eldeki bulgur gerçeği arasında gidip giden süreçten sonra peşimden gelmesi ile sinama faslımız sona erdi. Girdik salak bir cafeye salak salak birbirrimizi keşfedicez.



Aptal saptal bütün sorular arasında en beğendiğim ne tarz müzik dinlersin sorusuydu. Keza yıllardır bu soru bana sorulmamıştı. Yıllardır bu soruya cevabım hep değişiyordu.
1999
-Ne tarz müzik dinliyorsun?
-Pop

2003
-Ne tarz müzik dinliyorsun
-Rock - Metal Metallica falan işte


2006
-Ne tarz müzik dinliyorsun
-Gotik (dinlemiyorum ama çaktırma ismi güzel:P)

2008
-Ne tarz müzik dinliyorsun
-Cazz


Tarih 10 Haziran 2009 Zodyakta Bokuyla oynayan kız ve esas oğlan buluşmuşlardır.
Mekan: Bostanlıda bir cafe


-Ne tarz müzik dinliyorsun?
-Ne bilim her tarz işte
-Demet Akalın severmisin?
-Evet yani hııı
-Funda Arar?
- Allahım daha boş bir muhabbet seçseydin???? Evet evet dinlerim


Bir süre geçtikten sonra bu kendimi herşeye uyumlu yapan tavrımdan eser kalmayacağının farkına vardım. Sorulan soru ilişkilere bakış açısına gelince içimde ki deneye aç Bilim Adamı cırladı. Artık bu buluşma benim için bir buluşmadan öte bir deneydi. Denekim sorulacak bütün gereksiz soruları sormuştu. Artık dayanamayıp kahkahayı patlatıp "Ne yapcaz az sonra bir birimize eski sevgililerimizi mi anlatıcaz. Ayrıca ben Demet Akalın sevmem Funda Ararda Sevmem. Frank Sinatra severim ben Rosemary severim. Serdar Ortaç severim ben" diye carlamıştım. Sonra çenem bir açıldı pir açıldı. Msglaşmanın gereksiz olduğunu bana fazla msg atmaması gerektiğini. Her gün aranmaktan hoşlanmadığımı. Msnde konuşmaktan haz etmediğimi. Aptal saptal bütün ilişkiyi mahvedebilecek unsurları sevmediğimi hayal ettiğim ilişkiyi dolaylı yoldan anlattım. Ama bombayı patlattığımda ben bile kendime inanamamıştım.



Tarih 10 Haziran 2009 Yer Bostanlıda aptal bir cafe

Saatler 21:19u gösterirken



Z.bok- Küfür eder misin?

E. Oğlan- Hmm şey ehh kem küm

Z.bok- HAYIRRRR küfürden hiç haz etmem. Küfür eden insan eksik ve kişiliksiz bir insandır. Kesinlikle yanımda küfür edemezsin.



Pardon nasıl ya? Kendimi bir an aptal gibi hissettim. ama gerçekten normal hayatımda küfür bile etmiyorum ki ben:S Lakin blogla yüzleşince acı acı gerçek gözüme girdi.



Buluşma başarılıydı ama aşk var mı hayır yok. Bir türlü heyecanlanamıyorum. Aşık olduğum adam 10 dakka konuşunca benle aylarca mutlu olurdum. Ama şimdi kibar şahane bir erkek var aşık olamıyorum. Bu adaletsizliğin adalet anlayışını anlamıyorum:S



Ayrıca bir şeyi merak ediyorum. Bu üçüncü buluşmamız oldu. Dünde okey oynamaya gittik. Bu çocuk yakında benim elimi tutmak isteyecek değil mi? Yahu üç gündür tırsıyorum elimi tutacak diye. Hala tutturmadım. Ben unutmuşum ya cidden korkuyorum :S :(( tutmak isterse napim bende elini tutim mi? Bide ne zaman öpmeye çalışcak beni bu? Öpmek isterse yok derim ya. Off ya ne uyuz işler bunlar. Kalim ben yalnız daha rahattım:D

09 Haziran 2009 Salı

BEN UNUTMUŞUM ABİ BU İŞLERİ

Hafta içi bir arkadaşın kurduğu organizasyona katıldım. Desti izdivaç organizasyonu. Kurban ise malumunuz ben! Genç ve hoş çocukta ortama girince başladı size bir şenlik. Ayy ben yaşlanmışım ama kendimi bir kastım ki öyle böyle değil. Anacım sanki görücüye çıkmışım gibi. Ne konuşacağımıda bilmiyorum bilsem hani ucundan gircem sohbete. Adamların alayı meslektaş olunca "hmmm evet evet haklısınız" demekten başka bir şey olmuyor.

İyice salaklaşmışım bu konuda ya. Oturdum öyle mal gibi suratımı astım oturdum resmen. Sıkıldım esnedim öffledim pöffledim. Sonunda çocuk buna rağmen benden hoşlandı. Numaralar alındı. Eve dönülür dönülmez msg atılmaya başlandı.

Msglaşmayıda unutmuşum. Ne msg geldiyse kısa kısa sıkıcı sıkıcı cümleler yazdım. Buna rağmen ikinci buluşma için sinemaya sözleşildi. Terminatör 4 çok romantiğim öff.

Çocuk birde inceki sormayın. Arabadan inerken kapıyı bana açıyor. Canım ailem dizisini sevdiğimi söyledim. Dizi başlarken arayıp bana haber veriyor. Hala iş yerinde olduğumu öğrenince bu saatte dönemezsin dizi bitsin izle dizini ben gelip seni eve bırakayım diyor. Allahtan daha ne istenir?

Ama gelin görün unutmuşum ya. Böyle ona buna öküz diye diye kocaman bir öküz oldum. Bir canavar yarattım kendimden. Oleeeyyyy! Akıl verin lan bana:D

07 Haziran 2009 Pazar

SERDAR ÇIKMAZI

Dünya gerçekten çok tuhaf. Eğer zamanında biri böyle bir yapıya geleceğimi anlatmış olsaydı inanın merakımdan yine gelirdim. Ohaa lan böyle bir şey olabilir mi derdim.


Bu gün iki değişik haber aldım ikiside bir biri ile hem aynı hemde çok zıt.


Sabah saatleriydi yine yeniden değişen telefon numaramı zarla zorla bulmuş olan yakın bir arkadaşım hüngür hüngür ağlayarak beni aradı. İki sene önce evlenmişti bu kızcağız. Hemde ailesini falan arkasına alarak evlenmişti. İki senesi daha dolmamıştı ki şimdi boşanmak üzerelermiş. Bazı ekonomik sorunlar yüzünden son zamanlarda çok kavga ediyorlarmış. İlk başlarda durum böyle değilmiş tabikide sürekli beraber gezmeler arkadaş ziyaretleri mutlu birlikteliğin mutlu devam süreci falan. Boşanmak bence evlenmek kadar olağan bir durum. İnsanlar nasıl sevebiliyorsa öyle aynı sevgiden vazgeçe de biliyorlar. Kızcağız anlattıkça insanlara güvenim tamamen bitti gitti.


Bu insanlar her haftasonu falan arkadaşlarıyla beraber okey tabu falan oynayıp klasik bir yaşam sürüyorlarmış. Birde kızın yakın bir kız arkadaşı varmış. Kız eşi ile kötü duruma düşünce kız buna inanılmaz destek olmuş falan. Ama gel gör ki sonra yardımsever görünen kız gitmiş bu arkadaşımın kocası ile fingirdemeye başlamış. Bir anlık duygu on dakikalık zevk için onca emeği at çöpe. Düşünsenize inandığınız güvendiğiniz arkadaşınız kocanızla fingirdiyor.


Duyunca çok üzüldüm. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Kız birde üstüne üstlük tam ekonomik kriz ortasında işsizde kalmış. Tomarla kredi kartı borcu ıvır zıvır. Babası her allahın günü başına kakacak zavallının. Ama en önemlisi en güvendiği iki insanın siktirolup gitmesine kader diyecek kısmet diyecek. Yemişim ben öyle kaderide kısmetide. Herif boşanır ondan sonra karıda ne bok yerse yerdi. Öyle olmadı diye buna kader kısmet demek saçmalık. Böyle insanlardan gerçekten tiksiniyorum. Kendine yetemeyen insanların ego tatminlerinden başka bir şey değil bu. Üstelik ikili kabahat. Ayartan karıda da suç var herifte de. Karıda suç var çünkü herif evli işte. Eee sonra gönlüme söz geçiremedim. Geçir kardeşim içine at. O yuva seninde yuvan olabilir. Düşün biraz. Onca emek söz boş yere verilmez. O herif senin kocanda olabilirdi. Çocukların da olabilirdi. Yuva ya bunun adı iğrenç bir şey. Herifte de suç var. Boşa karıyı gözün dönmüşse. Götüne güvenmiyorsan evlenme. Yapma etme alla alla ya. Bu insanlar tiksindiriyor beni aman tövbeee allah düşmanımın başına bile vermesin böyle durumu. Tövbeee yarappi evlerden ırak:D Konu ince anacım eşeği sağlam kazığa bağlayayımda.
Benim kişisel korkum herifin basıp gitmesi olmaz. Siktirsin gitsin banane ya. Kişisel korkum bir gün bende böyle bir şey yaşarsam allah yaşatmasın ya. İğrenç çünkü:((


Öğleden sonra ofiste sıcakla boğuşurken başka bir arkadaşımın aramasıyla başka bir haber işittim. İyi ki hattımı sürekli değiştiriyorum yoksa her gün bir tomar haber duyacak olurdum. İlkokul arkadaşım haftaya evleniyormuş. Elli kez mail atmış ulaşmaya çalışmış ama ulaşamamış. Düğüne muhakkak bekliyormuş. Aynı günde iki apayrı haber.


Serdar çıkmazı nedir diye soranınız varsa izaah edeyim. Malum yaz mevsiminde içimdeki eller havaya şoppi şoppi diyen kız canlanıyor. Yazın Forever Serdar modu hep on olouyor ya hani:P Serdarın bu yaz albümünde mantıklı şarkılar var ya. Ben onun mantıksız şarkılarını sevmiştim. Olmadı ama şimdi bu çıkmaz!

05 Haziran 2009 Cuma

Kayb-ı Şer

Azizim, hemen herkesin derdi olabileceğini düşündüğüm, düşünmekle kalmayıp inandığım bir konu belirdi kafamda. Belirince yazıvereyim dedim.

Aziz dostlarım biz kadınlar ve erkekler bir şeyi benimseyip sevmeye görelim. Hemen bokunu çıkarmak için uğraşlarda bulunuyoruz.

Bir çoğumuz çevremizde ki yapışkan kimselerden dert yanıyordur muhakkak. Ve yine bir çoğumuz şahane ilişkileri olan insanlara gıptayla bakıyorlardır.

Peki ama Niçin?

Hiç düşündük mü niçin bu insanlar bize kök hücre misali yapışıyorlar?

Boşuna kafanızı yormayın ben sizin yerinize dün gece mehtaba bakıp uzun uzun düşündüm.

Çünkü; bizde birine yapışıyoruz aslında. Teoride gerçektende yapışıyoruz. Kişiye yapışıyoruz çünkü; kendimizi sadece sevdirmeye çalışıyoruz.

Bir kaç başarısız adımdan sonra vaz geçip çekip gitmemiz gerekirken biz ısrarla kalıp "beni daha nasıl sevebilir" diye plan ve projeler kuruyoruz.

Yani bize yapışan kimselerin yaptığı gibi. Başlangıçta bir zararı olmuyor elbette. Ama sonraları battı balık yan gider diyerek işin iyice suyunu çıkarmış oluyoruz.

Anlıyacağınız yaz geldi başladı. Ben Teoride de pratikte de yalnız kalmış bulunuyorum. Anlatacak çok şeyim var aslında ama içime bu saçma sapan konuya açıklık getirme inancı düştü.

Herkese mutlu birer yaz tatili geçirmesini diliyorum. ...

Z. Bok.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Zodyakta Bokuyla Oynayan Kızın Çekmecesinden

Yarın Çeşme'ye gidiyoruz. Nedense hiç ama hiç gidesim yok. Hiç ama hiç. Hiç hiç hiç. Gitmeden önce şiir kusayım dedim. Belki uzun uzun süre yazamam. Şiirlerimle oyalanırsınız.

Zodyakta Bokuyla Oynayan Kızın Çekmecesinden

Gitme-k
Ben gidiyorum
Yarın gece bu saatlerde olmayacağım hiç bir yerde
Bir hiçliğin uğruna içimde hiç bir iyi his olmadan gideceğim
Ardımda hiç göz kalmayacak, böylelikle göz de değmemiş olacak
Yarın akşam oynayacak olan diziyi de izleyemeyeceğim
Boyalarım duracak masanın üzerinde
Hiç bir şeyi çizmeyeceğim
Turuncu saksıda solacak çiçeğim

Onu ben önce tanrıya emanet,
Sonra ölüme mahkum ettim..


Ben bir sineğim

Merhaba sevgili
Ben kara bir sineğim
Ama öyle büyük kanatlarım yok benim
Küçücük bir sineğim
Gündüzleri uyuyan geceleri uykundan uyandıran, hoplatan

Bir sineğim vızır vızır avlunda dolaşan
Yediğin kap boşalınca etrafında tur atan
Minicik miniminnacık bir sineğim
Gündüzleri susan geceleri uykunun en tatlı yerinde bağıran, çıldırtan

Ama..şey,
Ben sanmıştım ki
Sende hoşnuttun bu oyundan
Ben etrafında pır pır döner dururken
Sen elinde gazeteyle benim peşime düşmüştün
Sanmıştım ki bulunca beni öpecektin
Güzel bir prensese çevirecektin

Karşı konulmaz ki kadere
Yeni bir şeker buluncaya dek
Kulağından uzaklaşacak sesim
Elveda… güle güle sevgilim


Bir arpa boy yol
Başka bir yolu daha olmalıydı
Eğer kaybolmasaydım ben
Belki kollarım yorulmasaydı ayaklarımı taşımaktan
Yürürdüm daha ileriye
Ama geriye dönüp bakınca
Bilirsin… bir arpa boy yol işte…

Neye değer neye değmez hiç bilmiyorum ki
Ben senin gibi kocamanda değilim
Hiç büyük bir sevdam olmadı şu yaşıma dek
Birkaç tane yanlışım oldu
Onlarda kaç doğrum varsa sildi süpürdü işte


İstedim seni dilimi ısırır gibi
Hemde öyle ucuz şiirlerde saplanıp kalmış sözler gibi değilde
İşte senin gibi kocaman istedim seni

Kolayca da vazgeçtim
Ama söyler misin bana, başka ne yapabilirdim?
Yada söyleme sus.. yine can yakar senin o kalıpsız cümlelerin
Sadece kurmak için kuruyorsun ya
Sadece kırmak için kurulu cümleler

Ama ne yapabilirdim ki başka
Yorgun biri nasıl duyar çalar saatin hışırtısını söylermisin
Aman yok yada söyleme
Senin cümlelerin çok gerçek oluyor bazen
Bazen ise gerçekten acımasız

Biliyorum
Ve biliyorsun
Başka bir yolu daha olmalıydı
Eğer bulmasaydın sen
Belki bu kadar kocaman olmasaydın
Yada nereden bileyim işte gözünde bu kadar minik, miniminnacık kalmasaydım
Yürürdük işte… işte öyle…
Ama geriye dönüp bir baksana
Bir arpa boy yol işte
Ne baştan başlayabilirsin ne devam edebilirsin yürümeye


İsterdim
Görüyorum seni her gün yeni güneşle beraber
Kapalı sanıyorsun gözlerim
Kapatıyorum sana gözlerimi
Ama duyuyorum
Ölü gibi sessizliğini

İçimde bir istasyon var sanki
Sürekli el sallıyor birilerine
Ne olurdu eklenmesen bir yenisine
Hiçbir veda bu kadar koymamıştı sanki

Üstelik sen gitmiyorsun
Tam karşımda duruyorsun
İstesem parmak uçlarımla bulabilirim seni
Ama kaybetmek ne demek, okumuştum daha evvel
Hiçbir veda bu kadar acıtmamıştı beni

Sana binlerce seviyorum getirmek isterdim
Binlerce kez dokunmak isterdim sert yüzüne
Yıllarca tanıyormuşum gibi baktığım yüzün bir yabancı sanki şimdi
Bir yabancının kuru selamına değiyor kalp atışlarım
Gitmek ağırlık çöktürüyor adımlarıma, kalıyorum.


Adam
Ben büyüdüm adam
Senin gibi geçmişten suçlular çıkarıp asmıyorum artık
Aramıyorum bilemediğim soruların cevaplarını senin sesinde
Kendi kendime yetiyor koca dünyayı kucaklamak bana
Bende değişiyorum
Aynı sokağında oturan mavi önlüklü oğlan gibi
Gün geçtikçe serpilip büyüyor değil mi
Boyu boyunu aşar pek yakında
Dili pabuç kadar olur muhakkak
Bir bakmışsın ki topu atmış bir köşeye, bir kızla konuşuyor bir ağaç dibinde

Ben büyüdüm be adam
Artık sana boş sorular sormuyorum
Gerektiğinden fazla konuşmak kulaklarımı yoruyor artık
Bir uçurtma ardından en fazla üç saniye bakakalıyorum
Aynı saksında ki çiçek gibi
Gün geçtikçe yaprakları dökülüyor öyle değil mi?
Yanında filizlenen yeni dallara meydan okurcasına sararırken tutup koparıyorsun
Ayıklıyorsun ayrık otu misali
Bir bakmışsın kökünden kurumuş, solmuş çiçek
Minicik bir dalı çekmek yetecekmiş demek


Kadın
Ben unutmam dediğim herkesi unuttum
Ağlamam dediğim her şeye ağladım
Güldüremez dediğime kahkaha attım
Bir daha sevemem dediğimde cayır cayır yandım

Ben kaldım gitmek istediğimde
Gittiğimde geriye de baktım
Dilimin ucunda dediğim hiçbir şey aklıma gelmedi
Açıkçası dönüp de aramadım

Benim son dediğim hep başlangıç oldu
Başlar dediğim hiç başlamadı
Sever dediklerim sıktı boğazımı
Sıkar dediklerim mahremim oldu

Şimdi avutmayalım sözlerle birbimizi
Biz “biz” olamadık o vakitten beri
Sen kafama taş attın benim kafam acıdı
Kanadı, kan aktı aklım karıştı


Nazar
Üç kere nazar değdi bana

Birinde gözüm kör oldu
Göremedim bir daha seni
Ötekisinde dilim kavruldu
Ses edemedim sesine
Sonuncusunda olan sana oldu
Yüreğin buz gibi nehire döndü gemilerim için
Şimdi kırk bir kere maşallah deseler kaç yazar

Ve ben kaçar gençler hepciğiniz iyi bakın kendinize teker teker.

24 Mayıs 2009 Pazar

Ben Bunları Hiç Kimseye Anlatmadım

İlk öpücüğünüz ne zaman olmuştu 15 yaşında mı? Lisedeydiniz muhtemelen yada ortaokulda. İyice bir hatırlamaya çalışsanıza nasıldı? Aylarca bu anın hayalini kurmuş olmalısınız muhtemelen.. Dişlerinizi daha da beyazlatmak için diş tozu satın almışmıydınız? Her buluşmanızda öpebilmek için buluşmadan önce yediklerinize falan daha özen göstermiş olmalısınız. Ve ilk öpücüğün ayakları yerden kesmesine kalbinin güm güm atmasına neden olmuştu. Öleceğinizi sanmıştınız değil mi?

Bende öleceğimi sanmıştım. Ama benim de bir çok kızın ki gibi ilk öpücüğüm 15 yaşlarında değil de 6-7 yaşlarındayken olmuştu. Mahallede bir arkadaşımızın dedesi vardı. Görünce korkup kaçtığımız bir dede. Bulduğu her apartman boşluğunda olmayan göğüslerimizi cimciren bir dede. O öpmüştü ilk beni. Dilini ağzımın içine sokmaya çalışmıştı. Korkup kaçmıştım. Dışarı uzun bir müddet çıkmamıştım. Ne yaptığınıda pek ala biliyordum. Yaptığı "iyi" bir şey değildi. Ama kime nasıl anlatabilirdim ki? Ne diyebilirdim yada. Adam bulduğu heryerde mıncıklıyordu zaten. Aile önemli azizim burda. Aile cidden önemli. Belki o zamanlar annem yanımızda olsaydı Minenin annesiyle kanka olurdu. Evlerine her gitmek istediğimizde ben gitmeyince bir şeyler sezerdi. Nasılsa o da hayatının bir döneminde istemediği bir adam tarafından mıncıklanmış olmalıydı. Ne demek olduğunu muhakkak bilirdi. Ben ısrarla gitmek istemeyince sıkıştırırdı beni. Bende korkup anlatıverirdim durumu. O zaman belki büyüyünce erkeklerden bu kadar tiksinmezdim.


Yada bunu biliyor muydunuz? Ben ilkokuldayken öğretmenim Hasan hoca elimi tutup organını okşatmıştı. Mıncıklayıp durmuştu. Ama o zamanlar böyle her boku aileye anlatma gibi durumun olamazdı. Çünkü baba demek anne demek korkman gereken bir unsur demek ya hani! Hani höd deseler tırsıp nedeseler he diceksin demek ya! Geçelim bunları ya ben çocukken öğretmenimin cinsel organını ellemişim şimdi sıkıyorsa biri bana babanla düzgün konuş desin! Keşke bu yaşlarda değilde o yaşlarda korkmasaydım annemden babamdan. O zaman herşeyi ama herşeyi anlatırdım.


Şimdi birde güven sorunu demiyorlar mı? Yok ya ben güvenmem hiç kimseye ne bir sevgiliye ne bir dosta. Neden güveneyim ki? Yada siz neden güvenesiniz ki?


Erkeklerle kadınların arasında ki en büyük farklılık bu işte.


Erkekler ilk öpücüklerini 15 yaşında yaşarlarken bir çok kadın zorla çocukken öpülüyor. Kıllı iri bir elin minicik bir bacakta dolaşıyor olması nedemek bilen biri var mı?


Yada işte eşek gibi çalışıp dolmuşa bindiğinizde arkanızdaki adamın sizi mıncıklıyor olması.


Biraz ağır mı yazdım ne? Yazdım ama işte. Bir gün hepimizin çocuğu olacak az önce geldi aklıma. Bir çocuğum olsun herşeyden çok isterdim. Sonra düşündümde vazgeçtim. Olacak ama bir gün bir çocuğunuz. Ben bana saygı adı altında susan saygısından korkan bir çocuk yerine edepsiz olan ama rahatça herşeyi bana anlatabilen bir çocuğum olsun çok isterdim.


Çocukken baş ağrıtıyoruz diye sus pus hös dıtttt dendi ya şimdi kükreseler saygı diye kendimi ezdirtmem. Kendi babama bile kendimi ezdirtmem. Neden ezdirteyim ki? Yeterince ezilmedim mi sanki?

21 Mayıs 2009 Perşembe

Göreceli Namus

Bu gün hayatın hazin bir gerçeği ile daha tanıştım. Büyümek gerçekten çok can sıkıcı. Arkadaşım ile bir haftadır harıl harıl iş ilanlarına bakıyoruz. Malum ekonomik kriz falan filan derken ne iş olsa yaparım abi durumuna düştük tabi. Derken, gazete de iyi ücretli bir iş ilanı gözümüze ilişti.

Hemen sarıldık telefona Yeliz hanımla güzel bir konuşma yaşadık. İlk konuşma gayet başarılı. Daha sonra firmanın ismini söyledi. Castor Millenicom firması. Ahaaa dedik hemen koşalım. Firma iyi ve kaliteli bir kere call senterında bile çalışmaya razıyız. Ne bilim giderken en kötü ihtimalle kredi hesaplarız falan diyoruz. ilanı size yazıyorum.



Şirketimizde 1200TL maaş ile Lise, üniversite mezunu bay-bayan danışmanlar alınacaktır. (Pazarlama değildir)

Pazarlama değildir deyince iyice bir heyecanlandım. Özenle CV hazırladık. CV yi biraz kabarttık süsledik püsledik. Bizde haliyle süslendik püslendik gittik Alsancağa.



Şirket travesti sokağında bir pasajda. Çelik dış kapı açıldığında içeri uzanan uzun bir koridor var. Biraz dar ama 4 sandalye barındırabilecek şekilde. Sandelyeler dizilmiş bir kaç insan 1045 sistemi hakkında eğitim görüyor. Kapıyı Yeliz hanım olduğunu sandığım şişman, sarı saçlı bir kadın açtı. İçeride ki eğitimi görünce biraz daha heyecanlandık. Acaba alınır mıyız alınmaz mıyız falan. Sistemide bildiğimizden kafamda kendimi beğendirmek için cümleler kurmaya başladım. Uzun koridor sonunda çift taraftan açılan kapıdan küçük bir sigara odasına girdik. Odada bizim gibi eleman adayı 2 genç daha mevcut. Önce merhaba kendini tanıtma faslından sonra elimize uyduruktan hazırlanmış bir ön bilgi formu verdiler. Formu doldurduk. İş ile ilgili detayları anlatacak biraz asabi Uğur bey konuşmaya başladı.



Arkadaşlar dedi. Önce Telekomun özelleşip 1045 sisteminin ne olduğunu bize anlattı. Derken bize işi anlatmaya başladı. Sahada çalışacaksınız dedi. Saha dedim kalakaldım. Dediki adam "Sahada 1045 uygulamasına müşteriler bulacaksınız. Gördüğünüz gibi ofisimiz çok küçük, ofiste durmanıza bile gerek kalmayacak. Bulduğunuz her üyenin danışmanı olacaksınız" dedi. "Ofiste durmayacaksak nasıl danışmanları olacağız, o halde bize şirket hattı vereceksiniz" dedim. Adam yanında ki daha genççe olan Kaan beye baktı. Kaan bey bize dönerek kalkmış tek kaşımı yumuşatırcasına "Kişisel telefonlarınızı kullanacaksınız" dedi. "O halde dedim maaşı nasıl alacağız bulduğumuz her kişiden pirim alacağız bu durumda yalnızca" dedim. Kaan bey yine bizi salak zannettiği bakışlarıyla "Evet, pirim alacaksınız. Telefon konusunda endişeniz olmasın size aveadan kontörlü telefon alır, durumu çözeriz" dedi. "İnsanların duygularını sömürüyorsunuz, kandırıyorsunuz. Gazete ilanında yazdığınız şeylerle şu an bahsettiklerinizin uzaktan yakından alakası yok. Bu hiç etik bir davranış değil. İş ahlakına çok aykırı" dedim. O kadar çok sinirlendim ki. Çıkarken uzun koridorda eğitim alan kişilere baktım 17-20 yaşında çocuklar.



Castor millenicom firmasının bayiiliğini almış üç beş gerizekalının kendini çakal zannedip insanların vakitlerini, inançlarını çalmaktan dolandırmaktan başka hiç bir şey değil bu. Hiç sevmediğim bir durum. Hakkımı asla ezdirmem. Hemen avukat arkadaşımı aradım durumu anlattım. Sağolsun bilgilendirip yönlendirdi beni. Ama dedi çok heveslenme istediğin kadar iyi bir çözüm alamazsın dedi. Castor millenicom firmasının müşteri hizmetlerini arayıp durumu anlattım. Oradan şikayet edebileceğim bir mail adresine yönlendirdiler uzun ve güzel izaah ettiğime inandığım bir mail yolladım.



İnsanlar ekonomik kriz yüzünden yoksul insanları keriz yerine koymuyorlar mı cidden iğrenç bir şey. Cidden cehheneme gitmelerini dilerim. Bu iş ahlakana falan uymaz. Bu işler bu kadar bayağı yöntemlerle ilerlememeli ya. En azından ilanda o kadar pohpohlayıp benim zamanımı inancımı çalmamaları gerekirdi. Benim gibi bir çok insanında öyle. Durumun çirkinliğine vakıf olamamış insanlar boşyere orada çalışıp bu çirkinliğe göz yumacaklar birde.



Derken gazetede palyaço için bir ilan gördük. Aman la nolcak geyik olur diye ilandaki numarayı aradık. İnanmazsanız numarayı vereyim size sizde arayın sizede aynısını söylesinler. Lisede falan yaptığım bir işti. Geçici çalışırsın peşin paranı alırsın gidersin. Telefonda konuştuğum kadın 2 haftalık bir palyaço eğitimine gireceğimizi söyledi. Hayretler içerisinde kaldım ya ne eğitimi? 2 hafta eğitimli bir palyaçonun yanında palyaço kostumu ile staj görülecek. Olaya bak sen ya 2 hafta akabinde eğer iş gelirse biz sizi arayacağız diyecekler. 2 hafta bedava palyaço. İnsanlar nasıl bu kadar duygusuz, ahmak olabilir anlamıyorum. Keşke bunları şikayet edebileceğim bir yer olsaydı. Yada cidden bu sömürülmelerin bir cezası olsaydı. Yazık değil mi o öğrenciler bu tip işlerden harçlıklarını çıkarıyorlar ya. Ay çok sinir oldum.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

İntihar etme dıııttt Ayıp

Az önce intihar etme yöntemlerine bakıyordum. Değişik bir çok yöntem var. Bir kaçını cidden beğendim. En beğendiğim daaha önceden de okumuş olduğum "cam kırıkları" idi. yere serilecek bezin üzerine unufak edilmiş cam kırıklarını yerleştirip, üzerine yatıyorsunuz. Toz haline gelmiş cam kırıkları gözeneklerden girer ve sinsice kalbi patlatır. Hiç bir müdehalede bulunulamaz. Acı yok, geriye dönüş yok ve garantili. Şahaaanee, daha enteresan yöntemlere falan bakıyordum ki yorumları okudum.



Hiç bir şey için ölmeye değmez?



Ölmek kötü bir şey mi ki nerden biliyorsun. Belki ölünce addaya gidicem ben. Belki bu hayat cidden çok kötüdür ölünce daha güzel bir şey vardır. Belki yok olacaksın hiç olmayacaksın. Hayır hiç bir şey için ölmeye değmez lafında neden bu kadar eminsin? Kaç kez öldün ki kardeşim. Yaşadığın hayatı biliyorsun yaşadığın hayat neye değiyor.



Bilmem kaç küsür sene ailen için yaşıyorsun. Daha sonra evlenip çocuk yapıp bir daha ailen için yaşıyorsun. Nankör çocukların seni ya huzur evine tıkıyor yada başka bir şey yapıyorlar. Alabildiğine borcun oluyor. Bir herifi/kadını seviyorsun, sevdiğin oralı olmuyor. Falan filan.



Sonra altta bir yorum hiç bir şey için ölmeye değmez. Hayır nerden biliyorsun belki değer? Denemeden nerden bileceksin. İntihar etme karşıtı değilim. Destekliyorum. Bütün genç okuyucularım intihar ediniz. (Ciddiye alma intihara sebebiyetten içeri girmeyeyim birde). Et ya bişi olmaz!



Ha birde "intihar etmek zayıflıktır" bu kadar salakça söz duymadım ben. Adam kendi yaşamından feragat etmek istemiş, etmiş. Şimdi sen böyle ulvi bir adama nasıl zayıf dersin. Adam bildiği bir şeyi değil bilmediği bir şeyi seçmiş. Büyük cesaret!



Ama buna şey diyorlar, neydi ya o hahh "İntihar etmek korkaklıktır" evet kabul ediyorum, başta yusuf yusuf olabilir. Gazı açıcan boğazın yanacak öleceğini hissetmeye başlayacaksın. Sonra ailenin üzüldüğü falan aklına gelecek. Bir daha hiç yaşamayacağın falan gelecek aklına. Ama sonra gözünü bir açmışsın a-a-a- yepyeni bir dünya. Şahaneee huriler nuriler ohh misss.

Soran olursa günah işlememek için kendimi öldürdüm dersin miss gibi sana bonusss sevap.



Evet intihar etme ve edilmenin arkasındayım. İntihar edin. Ederken duygularınızı yazın. Herkese iyi yolculuklar dilerim.



En etkili yöntemler.



Bilekler yatay değil dikey kesilirse,

Gaz açılırsa,

Bakır teli ıslat prize sok

Yüksek binadan atlama

Yüksek doz uyuşturucu

Kendini asmak

Kafaya sıkmak

V.s. v.s.



Ama cam kırıkları yöntemi en acısız en güzeliymiş öyle diyorlar. Bilim adamı abi bu diyorsa biliyordur.

Şiirde Serpiştireyim
Koridor boyu mermilere karşı durmuştuk
Ta ki düne dek
Dün geceye dek
Sana ölme demiştim ya hani zamanın birinde
Sen o zamanlar atın üzerinde ejderhalarla dövüşüyordun
Ben de bir kule perisini esir almış seni düşlüyordum
Ölme dedim sana, beni de öldürme dedim
Masallarda ille biri ölmeli dedin
Ölmesin dedim ormanda kaybolan ceylan bile
Atsın istedim kalbi
Ses çıkarsın mahallende ki kedi
Solmasın saksında çiçek
Yolum düşecekti eşiğinden öte
Berisinde kaldım kalbinin giremedim
Sende zaten istemedin

Güçlü olabilirdik satırlarda
Ta ki düne dek
Dün akşamüstüne dek
Sana gülme demiştim ya hani zamanın birinde
Sen o zamanlar yanımda gülümseyen bir adamdın
Ben de kalbi senden savruk tutmaya çalışan biri
Eşiğinden geçen
Kapından geçen
Kalbinden geçen herhangi biri

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Sana Seviyorum




Yaz ayı geldi ya yalnızlık tam benlik şimdi. Yazın erkeklerden bin kat daha soğuyorum. Giyinmeyi bilmiyorlar v.s. v.s..
Şu V yaka tshirtleri hangi gerizekalı icat etmiş çok merak ediyorum. Hiç bir erkeğe V yaka tshirt yakışmıyor. Ama yazın bok varmış gibide bütün erkekler bir V yakamı çekeyim bir tur atayım diyorlar. Benim favorim elbette polo yakalar. Yaşlanıyor muyum nedir?

Neyse haa şeyden bahsediyordum. Yazın aşk olayı. Çocukkendi be o. Yazlıkta biriyle tanışırdık falan. Şimdi yazın hiç çekemem ben sevgili aşk meşk olayını. Yazın erkeklerden cidden soğuyorum. Feminist damarlarım kabarıyor. Sanki düşman kalesiymiş gibi kuşanıyorum. Yazın hiç sevmiyorum erkekleri. Babama bile tahammül edemiyorum.

Asıl konumuz Z.Bokun mevsimsel erkeklere bakışı değil tabikide. Asıl konumuz "Bir kadının bir erkeğe açılması"
Zira günümüze dek erkeklerin kadınlara açılması hep normal gelmiştir. Bir kadının erkeğe açılmasıda artık gayet normaldir. Ki bende bu görüşten yanayım. Yani bir erkek mecbur mu ilişkiye start vermeye. Ki eğer mecbursa ilişkinin bitiş düdüğünüde pek ala çalabilme hakkına sahiptir.
Ben ise kadınların erkeklere açıldığı bir düzende yaşamak istiyorum. Kadınlar erkekleri dışarı çıkmaya davet etsin. Hesapları kadınlar ödesin. Zor olan o ilk konuşmayı kadınlar yapsın.

Biz kadınlar geleneksel olarak erkeklere umut vermeye bayılan cinsleriz. Sevelim sevmeyelim bütün erkeklerin bize aşık olduklarını zannederiz. Umut ederiz, isteriz, evet canı gönülden isteriz bunu.
5 kadından 3ü en yakın erkek arkadaşlarının kendilerine aşık olduğunu zannederler mesela. İstatistik yapmadım ama yapsam kesin böyle bir sonuç çıkardı.
Kadınlar sezgileri ile yaşayan enteresan yaratıklardır. İlk büyük sezgileri "kesinlikle benden hoşlanıyor" sezgisidir. Muhakak kadın yanılmaz. Bir kişiden hoşlanıyorsa o kişide kendisinden hoşlanıyordur. Yanılmaz ama kendini her daim onaylatmak ister. En yakın arkadaşlıklar burda devreye girer. Ama bazen en yakın arkadaşlar insana kafa karışıklığı yaratır.

Bu günkü hayat dersi programımızda Zulal ile Ayşe'nin ilginç öyküsüne tanık olacağız. Zulal ile Ayşe ilkokuldan beri arkadaşlardır. Zulal ayran gönüllüdür. Ayşe ise içten pazarlıkçıdır. Zulal yine bir erkeği gözüne kestirir ve erkekle ilgili hayaller kurmaya başlar. Ayşe ise kankasının erkek bulmasına tahammül edemez. Bakalım olaylar ne şekilde gelişir.

1. Hafta
Z-Kızz sence şevki benden hoşlanıyormu
A-Yanılmam kızım ben kesinlikle hoşlanıyor

2. Hafta

Z- Şevkiii bana baktı Ayşeeeee
A-Ayy aman bırak şunu Zulal geçende baktı ama anca bakıyor başka bir olayı yok

3. Hafta
Z- Ayy ne bilim Ayşe anlamadım ki hoşlanıp hoşlanmadığını
A- Yaa kızım hoşlanan adam gelir açılır napcan sen mi açılcan bence unut sen bu işi

Veee 1 ay geçer

Z-Bence benden hiç hoşlanmıyor
A- Saçmaaalamaaa kesinlikle senden hoşlanıyor. Kızım açılsana şuna

Bu saçma sapan muhabbet kızlar arasında döner. arkadaşlar bazen yanlış gözlemcilerdir. Gözlemle dersin gözlemler. Bir hoşlanıyor bir hoşlanmıyor kafa karıştırır. Ama gerçek şudurki arkadaş ne derse desin, bizce herif bizden hoşlanıyorsa nokta konmuştur. Kesinlikle hoşlanıyordur.

Kızlar gidin erkeklere açılın erkeğin açılmasını beklemeyin. Bu şarkıda benden bütün açılmak üzre olan insanlara armağan olsun.

17 Mayıs 2009 Pazar

Ölümsüzlük

Herkes ölebilir
Geçiyor sonra acısı
Yeniden başlıyorsun kaldığın yerden
Gülümsüyorsun, güldürüyorsun
Sonra bir bakmışsın A-a-a kahkaha atıveriyorsun
Büyüyorsun böyle böyle
Mahallendeki kedi büyüyor
Saksıda çiçek büyüyor
Sulamayınca soluveriyor
En fazla üzülüyorsun
Bir kaçtane de keşke yapışıyor diline
Kurtulabilirsen keşkelerden ne ala
Ama kurtulamazsan delirtiyor pekala

Herkes ölebilir
Bir babana yakıştıramazsın ölümü
O ölümsüz bir adamdır satırların için
Düşüncesi bile korkunçken şiirde yazamazsın
Birde sen ölme
Sen sakın ölme
Herkes ölebilir evet
Ama sen ölürsen…
Boşver kelimeleri bulamıyorum.. yazamıyorum
Ölme işte sen

(Evet evet bir şiir daha yazmak istedim yazdım )

15 Mayıs 2009 Cuma

Kayb-ı Veda

İpi kaçmış bir uçurtma gibi ellerimden kaydın gittin bu gece
İçim sızlıyor
Hani kesilse elin
Olurda düşersen yanar ya dizin
Onun gibi işte
Bu yaştan sonra düşmem ben sevdalara
Bu yaştan önce düştüm mü sanki?
Neyi sevdim ki öyle büyük kocaman
Görüyorum seni sakin kayığına binip uzaklaşırken
Kesiyorsun selamı sabahı
İncinmiyorum sanma ama...
İçim sızlıyor...
Ah kesilmeye görsün elin
Aynı onda sızladığı gibi
Olmasaydın kararsız sende
Bir kararın olsaydı
Kararında sevseydin beni
Yahut karar verip gitseydin
Ben bu yaştan sonra kalamamki böyle kararsız
Bu yaştan önce kaldım mı ki?
Söyle şimdi bana kararını... Ama bir dakika
Ben senden vazgeçtim ki,
Nicedir görüyorum seni, halini hatrını
Yüzün kuzeyime düşüyor, ayaklarım güneyde
Nicedir kuruyorum bir cümle "bu yaştan sonra.." diye
Bu yaştan önce neydim ki ben?



Şiir yazmak istedim yazdım yanına birde resim yaptım valla billa:P.

12 Mayıs 2009 Salı

Mutlu olmanı Diliyorum

Ne yalancıyız ama değil mi?


Bir ilişki bitmeye görsün hemen humanist oluyoruz. Hani zekiyiz ya bizden zekisi yok ya! Hani kişiye mutluluk dileyince içi sızlıcak ahhh benim canımmm nede iyi nede süper deyip vicdan yapcak ya pehhh!


A kişisi- Ayrılmak istiyorum (hep ister zaten isteme be kardeşim)

B kişisi- 1. Öneri= Yolun açık olsun hep mutluluklar seni bulsun

2. Öneri= Ömrün boyunca mutlu olmanı gerçekten diliyorum

3. Öneri= İnşallah seni gerçekten seven kız/erkek bulursun ve mutlu olursun


Acımasız gerçekler


A. Kişisi- Yeni birini buldum (hep bulurlar zaten)

B Kişisi- 1. Öneri= Allah belanı versin bana gelen sana gelsin

2. Öneri= Ömrün boyunca benim için acı çek geber

3. Öneri= İnşallah seni gerçekten mutsuz edecek ırıspı/ipne bulursun ve kudurursun


Ne ya bu mutlu ol geyiği. Bende zamanında çok yaptım aman ömrün boyunca mutlu ol bıdı bıdı. Banane lan istediğini ol:S bufff


Ekstra şiir gelsin!


Ben gemi olmak istiyorum
Sen rüzgar ol
Artık seni istemiyorum
Nerde olursan ol

Ben kelebek olmak istiyorum
Ama sen eşek ol
Artık kuyruğuna konmak istemiyorum