Mavi peri pinokyo her yalan söylediğinde burnunu uzatcağına tahtadan çükünü koparsaydı pinokyo yalan söylemezdi

12 Eylül 2011 Pazartesi

Ne zaman Gitti Tren?

http://fizy.com/#s/12hlxh

Bir filmde duymuştum 'mesaj timsahın tik taklarındaydı' diye.. Öyle etkilemişti ki beni bu söz, kendimi bulamadığım bir kitabın peşinde koştururken buldum bu gün, ama kitabı hala hiç bir yerde bulamadım.. Ne zaman gitti tren?

Yağmurlu bir izmir sabahıydı, saçlarım kulaklarımın altındaydı o zamanlar, üzerimde siyah pileli hala daha dolabımda sakladığım arada sırada giydiğim, eteğinin kenarından elimle tuttuğumda kabaran, rüzgarda uçuştuğunda kendimi çok güzel hissettiğim bir etek vardı. Altına dar bir çizme giymiştim, bu eteği ne zaman giysem üzerime giyeceğim şey sorun çıkarıyordu. En sonunda sırtı açık, önü V şekilinde olan ne zaman giysem kendimi balerin gibi hissettiğim bir bluz bulmuştum.

Bütün bu harika uyumla, yağmurun yolları ıslattığı sesle, şimdi hatırlayamıyorum ama her nereye gidiyorsam çok mutsuz gidiyordum. Sanırım o eteği giydiğim zamanlar bir sevgilim yoktu, ya da terkedilmemiştim. Ama oluk oluk acı akıyordu heryerimden. Havadan sudan, sonbahardan falan filan.
Benim bir kitapçım vardı, öyle entelektüel bir anıya dönüşmeyecek, aldığım tek kitap Ursula'nın fantastik romanlarıydı. Adam bir hafta öncesinde karısını terketmiş karşı esnafın kızı mı karısı mı artık neyi ise onunla kaçmıştı. Karısı 40nda bir çocukla ortada kalmıştı. Öyle çok üzülüyorduk ki kadına. Kitapçıyı devredeceğini ortada kaldığını herkese anlatıyordu. Aylar sonra öğrendik ki meğer adam bunu terketmemiş, karşı esnafın kızı zaten kaçmış başkasına. Bunlar kitapçıyı devredeceklermiş millet kadın ortada kaldı acısın falan diye böyle bir oyun yapmışlar. Vayy be dünyaya bak demiştim.

Okuldan, işten döndüğüm yol öyle uzardı ki, otobüsün içinde öyle üşürdüm, ama asıl üşümek otobüsten inince başlarmış kemikleri sızlatana kadar.

Bir de babam mandalina soymayı hiç sevmezdi. Kilolarca aldığı mandalinaları bana soydurur karşılığında da para falan verirdi.

Fakat hatırlıyorum, o sabah kalktığımda o pileli siyah eteğimi giyerken sırf dolapta ilk elime geçen şey diye giymiştim. Çizmeleri hiç sevmiyordum sırf o eteğe uyuyor diye giyiyordum. O balerin gibi gösteren bluz öyle inceydi ki otobüsün içinde o yüzden tir tir titriyordum. Sırf uyumlu olsun diye kışın yeni başlayan soğuğunda o ince bluzumu giyiyordum.

Kitapçının kocası terkettiğinde 'olur öyle' ya demiştim. Artık Ursula'yı almak için taa karşıyakaya kadar yürümem gerekti.. Sonra adamlar sırf devretsinler diye böyle bi oyun yaptıklarında da 'olur öyle ya' demiştim.

Babama mandalina soyarken, alacağım para ile önce Beri Blues'a orda Ooze Venue'ye giderim diye düşünüyordum. Ve.. o yolda yürürken çektiğim acı.. bir sevgilim yoktu, ya da terkedilmemiştim. Belki de sadece bir sevgilim olmadığı ve terkedilmediğim için acı çekiyordum.

O gün ben o yolda yürürken o günü hatırlayacağım aklıma bile gelmezdi. Önemli bir gün değildi. Pazartesi ya da salı gibi bir şeydi. Yolda hayatımın aşkı ile karşılaşmamıştım. Ya da piyango bana vurmamıştı. İşin aslı o etek uçuştuğunda da öyle çok güzel görünmüyordum ve o çizmeler gerçekten çok çirkindi. Ama 'hayatımın önemli bir bölümüymüş bu yaşadıklarım'.. Mesaj timsahın tik taklarındaymış..

1 Bir bilen diyor ki::

ZIBBIDI dedi ki...

Kafam zaten bi milyon sen ne yazdın bu postta yaa..? :O